Çin'i Doyurmak

 

Laohuzui’nin geleneksel çeltik tarlalarında çiftçiler, bazıları hâlâ mandalar tarafından çekilen pulluklarla hazırlanan topraklarına baharda fide dikiyor. Çin, endüstriyel tarıma git gide daha çok önem verse de küçük çiftçiler hâlâ önemli bir rol üstleniyor.

Çin’in artan iştahı hem ülkede, hem de tüm dünyada tarıma biçim veriyor.

Çin’in iç kuzey kesimindeki Gansu eyaletinde, Jiang Wannian ile Ping Cuixiang’ın yarım dönüm kadar bir arazide Japon turpu tohumlarını hasat edişini izlemek, zamanda geçmişe doğru yolculuk yapmaya benziyor.

Jiang, koyu renk dağlarla çevrili kurak bir vadide, beline kadar yükselen kuru ot yığınının üzerinde paslı bir traktörü sürüyor. Jiang’ın karısı Ping, otlar ezildikçe el yapımı bir yabayı ekinlerin içine daldırıp tekrar üzerlerinden geçilmeye hazır hâle getiriyor. Bu tempo saatlerce sürüyor. Ping tekdüze bir sesle, “Es, es!” diye sesleniyor rüzgâra. Makine bu işi birkaç dakika içinde bitirir ama çok pahalı. Bu nedenle onlar da çiftçilerin yüzyıllar önce yaptığı gibi el emeğiyle harman savuruyorlar.

Jiang ile Ping, Çin’e ve buradaki çiftliklere dair bir öyküyü temsil ediyor. Çin’deki çiftliklerin yüzde 90’dan fazlası 10 dönümden küçük ve ortalama çiftlik boyutu da dünyanın en küçükleri arasında. Ancak bu, öykünün cephelerinden yalnızca biri. Çin son kırk yılda, Batı’nın 150 yılda ulaştığı tarımsal gelişimi yakaladı, üzerine bir de tarımı yeniden tanımladı. Şimdilerde tarımın her türlüsü aynı anda yapılıyor: Ailelerin çalıştığı küçük çiftlikler, pırıl pırıl endüstriyel et ve süt ürünleri fabrikaları, sürdürülebilirlik düşüncesiyle geliştirilmiş son teknoloji çiftlikler, hatta organik kent tarımı.

Çin, iç karartıcı bir açmazla boğuşuyor: Elde dünyadaki tarım alanlarının yalnızca onda biri varken, değişen damak tatlarına da uyum sağlayarak, dünya nüfusunun yaklaşık beşte biri nasıl doyurulur? Otuz yıl önce ülke nüfusunun dörtte biri kentlerde yaşıyordu. 2016’ya gelindiğinde ise daha varlıklı ve teknolojik açıdan gelişmiş bir Çin’de artık nüfusun yüzde 57’sini kentte yaşayanlar oluşturuyordu. Yeme alışkanlıkları da Batı’ya git gide daha fazla benzemeye başlamıştı.


Bir çift, Şanghay’daki lüks bir otelde, yeni finans merkezi manzarasına karşı akşamüstü çaylarının tadını çıkarıyor. Çinliler zenginleştikçe giderek Batılılara benzer zevkler ediniyor. Ülkede artık daha fazla et, süt ve işlenmiş gıda tüketiliyor.

Çinliler, 1990’a kıyasla neredeyse üç kat fazla et yiyor. Süt ve süt ürünleri tüketimi 1995’ten 2010’a kadar geçen dönemde kentte yaşayanlar arasında dört katına, kırsal nüfusta ise neredeyse altı katına çıktı. Üstelik Çin’de –2008 ile 2016 arasında gerçekleşen üçte ikilik bir artışla– artık çok daha fazla işlenmiş gıda satın alınıyor.

Çin’in tarımsal kaynakları o denli kısıtlı ki, bu yeni beslenme biçimine yönelik talebi karşılamak için diğer ülkelere uzanmak gerekiyor. Hükümet, Çin firmalarını ABD, Ukrayna, Tanzanya ve Şili gibi ülkelerde tarım arazisi ve gıda şirketleri satın almaya teşvik ediyor –ve bu süreçte onlara destek oluyor. Ancak Çin, gerek siyasi açıdan yalnız bırakılmasına cevaben, gerekse bir ideoloji olarak uzun yıllardır temel tahıl ürünlerinde kendine yetme politikası uyguluyor ve bu yaklaşım ülkedeki tarım arazileri üzerinde sonuçlar doğuruyor. Devlet Başkanı Şi Cinping, 2013’te kırsal kesimlerdeki yetkililerle gıda politikalarını tartışırken, “Pirinç tasımız öncelikle Çin yiyecekleriyle dolu olmalı,” demişti. Bu da zor bir soruyu gündeme getiriyor: Eğer Çinliler hem kendi kendilerini doyuracak, hem de Amerikalılar gibi daha çok yemek yiyecekse, bu durum tarımdaki üretim biçimleri için ne anlama geliyor?

Çin’deki tarımsal arz ve talep uyuşmazlığı aşılamaz izlenimi veriyor. 135 milyon hektarlık ekilebilir alanın kabaca 15 milyonu kirliliğe maruz kalmış ya da iyileşmeye bırakılmış durumda. Beslenmesi gereken 1,4 milyar insan var ama Batılı beslenme tarzını mümkün kılan devasa çiftliklerin aynılarını burada kurmak neredeyse olanaksız. Bu, bir ölçüde Çin topraklarının çoğunun dağlık veya çöllük arazilerden oluşmasından kaynaklanıyor ama bir nedeni de tarım arazilerinin 200 milyon çiftlik arasında bölünmüş olması. Çin’in tarımsal manzarası, yeşil bir örtüden çok kırkyamaya benziyor.

Jiang ile Ping’in arazisi, mısır tarlalarında son bulan taş sokaklar boyunca kümelenmiş balçık sıvalı evlerden oluşan köylerinin bitişiğinde yer alıyor. Yaşadıkları bölge Yedinci Takım olarak biliniyor. Çiftçilere ne yetiştireceklerini devletin söylediği ve yetiştirdiklerinin çoğunu aldığı Mao Zedong idaresindeki kolektivist uygulama döneminden kalma bir ad bu. Jiang ile Ping, 1950’lerin sonundan 1960’ların başına kadar süren büyük kıtlığı yaşamış. Jiang yiyecek bir şey kalmadığında haşlanmış ağaç kabuğu ve deri kemer yediğini hatırlıyor. Kolektivist sistem 1981’de sona erdiğinde devlet, arazilerin mülkiyetini elinde tutmaya devam etmiş ama ekip biçme hakkını köylülere eşit olarak dağıtmıştı.

George Steinmetz

Laohuzui’nin geleneksel çeltik tarlalarında çiftçiler, bazıları hâlâ mandal

George Steinmetz

Çin eriştesi (noodle) şeritleri İç Doğu Çin’deki Jengju’da, kamu işletmesi

George Steinmetz

Sarı Deniz kıyısındaki Rongçeng’de işçiler, deniz yosunlarını döner askıla

George Steinmetz

CP Group’a ait bir çiftlikte üç milyon tavuk, günde 2,4 milyon kadar yumurt

George Steinmetz

Şanghay’ın kuzeybatısındaki Xuyi vilayetinde her yıl düzenlenen bir festiva

George Steinmetz

Şandong Lanxiang Teknik Yüksek Okulu’nda öğrenciler wok'larla kavurma tekni

George Steinmetz

Şanghay’ın kuzeybatısında yer alan ve Çin’in en büyüklerinden biri olan bu

George Steinmetz

Güneydeki Guangdong eyaletinin Kujie kentinde çocuklar, okullarının önünde

İşte bu süreçte Jiang ile Ping’in payına da dört ayrı alana dağılmış olarak 1,25 hektar civarında bir arazi düşmüş. Çiftliklerini bana göstermesi için, 1900 kilometre uzaklıktaki Kunming’den ailesini ziyarete gelen ve bir tur şirketinde çalışan 36 yaşındaki kızlarını görevlendiriyorlar. Jiang Yuping, güneşli ve sıcak bir havada beyaz kot pantolonu, çakma Vans’ları ve omuzları açık pembe bluzuyla beni sokağın sonuna götürüyor. Sulama kanalına bitişik, balçık sıvalı ufacık bir yapı görüyorum ve tuvaleti niye suyun bu kadar yakınına kurduklarını soruyorum. Jiang Yuping duraksıyor. “Orası ibadet için mabet gibi bir yer,” diyor bana bakarak. Ben özür dilerken, ailesinin şeker otu tarlasını göstermek için öteki tarafa dönüyor. Tatlandırıcı yapımında kullanılan zümrüt yeşili kısa bitkilerden oluşan yaklaşık beş dönümlük bir arazi burası. Yürümeye devam ediyoruz ve bana bir fabrikanın ince uzun bacasının dibindeki iki dönümlük keten tohumu tarlalarını gösteriyor. Çift şeritli otoyolun bir–iki kilometre aşağısındaysa Japon turpu, marul ve mısır ekili tarlalar var. Daha sonra ailesinden söz ediyor ve çiftliklerinin Amerika’dakilere benzemesini istediğini anlatıyor. “Çin’e bir bakın: Arazilerin çoğunu işlemek zor,” diye anlatıyor. “Hem insan emeği, hem de kaynak israfı.”

Çin’deki tarım alanlarının küçük parçalara bölünmüş olması, onları Batı’dakilerden ayıran en önemli fark –ayrıca sanayileşmiş ülkelerin çoğunun gıda üretim biçimiyle de taban tabana zıt. “Eğer Çin değişen damak tadını yerli ürünlerle karşılamak istiyorsa, yapılması gereken çok değişiklik var,” diyor Pekin Üniversitesi’nden ziraat ekonomisti Huang Jikun. Sulama sistemlerinin yenilenmesi, teknoloji ve mekanizasyonun yaygınlaştırılması gerektiğini söylüyor. Ama Çin’in yerli gıdalarla beslenebilmesi için birinci koşulun, ülkedeki tarlaların genişletilmesi olduğunu belirtiyor.

Çözüm basitmiş gibi duruyor: Kırkyama tarlaların yerini, bir çırpıda biçilebilecek büyük bir örtü almalı. Ancak Huang, büyük olanın her zaman iyi olmadığına da dikkat çekiyor. Çin’in temel gıdaları olan mısır, pirinç ve buğdayın her üçünde de dönüm başına en yüksek verim mütevazı ölçekli tarlalardan alınıyor: Bir araştırmaya göre, ideal aralık 20 ila 30 dönüm. ABD Tarım Bakanlığı’nda çalışan ekonomi uzmanı Fred Gale, “Çok küçük bir tarlası olan çiftçi, burayı ekip biçmek için çok yoğun çalışır,” diyor. Dönüm başına ürün verimi de çoğu zaman bunu yansıtacak biçimde, büyük bir makineyle alınacak olandan daha yüksek oluyor. Çin’in planı, Jiang ve Ping gibi çiftçilerin arazilerini birleştirip Kansas tarzı çiftlikler yaratmak değil. Bu tür bir şey lojistik açıdan neredeyse olanaksız olduğu gibi, milyonlarca çiftçiyi yaşadıkları yerlerden kopararak toplumsal bir karmaşaya da yol açabilir. Yapılmak istenen şey –en azından şimdilik– bitişik tarlaları bir araya getirerek 7 futbol sahası büyüklüğünde çiftlikler oluşturmak.

Jiang ve Ping ile birkaç gün geçirdikten sonra, Çin’in dünyadaki en sofistike endüstriyel çiftliklerden bazılarına sahip olduğuna inanmak zor. Bu tür çiftliklerin en somut örnekleri, yetkililerin Batı’daki çiftlikleri model alarak yarattığı et ve süt ürünleri tesisleri. Bunu kendi gözlerimle görmek için Çin’in doğusuna giderek ABD’deki çoğu örneğinden daha büyük olan dört yıllık bir mandırayı ziyaret etmem gerekiyor.


Yunnan eyaletindeki Kunming’in hemen kuzeyinde, banliyö konutlarıyla dip dibe duran bu seralarda meyve–sebze gibi değeri yüksek ürünler yetişiyor. Görece ılıman iklim koşullarında yıl boyu ürün alınabiliyor.

Modern Farmin’in Anhui eyaletinde kurduğu, Çin’in en büyük mandırası olan Bangbu Çiftliği’ndeki inek ahırı ve işleme fabrikası boyunca yürümem neredeyse beş dakika sürüyor. İçerisi loş ve serin. Havada yarı hayvan, yarı çürük kokusu gibi gelen, ama nahoş da sayılmayacak tatlı bir koku var. Siyah–beyaz Holstein inekleri sessiz. Beton koridor boyunca uzanan yemlere ulaşmak için metal parmaklıkların arasından kafalarını uzatıyor ve bana –steril tulum, galoş, bone ve maske takıp beyazlar içinde çıkagelmiş bu yabancıya– ilgisiz gözlerle bakıyorlar. Yaklaşık 240 hektarlık çiftlikte, her biri 2880 adet sağmal ineği barındırabilecek biçimde yapılmış sekiz adet dev ahır var. Buzağılar ile hamile ineklerin bulunduğu diğer ahır ve barakalarla birlikte 40 bini bulan büyükbaş kapasitesiyle, dünyanın en büyük çiftlikleri arasında yer alıyor. Endüstriyel tarımın cazibesinin bir kısmı çok büyük ölçekli oluşunda yatıyor. Et ve süt üretimini artıran Çin de bu cazibeye kapılmış. Çin’in beslenme alışkanlıklarında domuz eti her zaman önemli bir yer tutuyor ve domuzlar geleneksel olarak evlerin bahçelerinde yetiştirilip kesiliyor. 2001 gibi yakın bir tarihte bile, 50’den fazla domuz barındıran çiftlikler piyasanın ancak dörtte birini oluşturuyordu. 2015’e gelindiğinde ise Çin’deki domuzların tahminen dörtte üçü bu tür çiftliklerde yetiştirilir hâle gelmişti. Tavuk eti ve yumurtaya artan rağbeti karşılayan da endüstriyel çiftlikler oldu. Ancak, belki de en şaşırtıcı sanayileşme, Bangbu’da ziyaret ettiğime benzer mandıralarda yaşandı. Geleneksel süt üretimi, tıpkı domuz yetiştiriciliğinde de olduğu gibi hane ölçeğinde yapılıyordu; ancak 2008’de bazı bebek mamalarının ölümcül derecede kontamine olduğunun ortaya çıktığı gıda güvenliği skandalının ardından, Çin bu endüstriyi modernleşmeye zorladı. 2008’de süt çiftliklerinin ancak yaklaşık altıda biri 200 veya daha fazla ineğe sahipti. 2013’teyse üçte birinden fazlası bu sayıya ulaşmış durumdaydı.

Gıda güvenliğinin önemini Çinli tüketicilerden daha iyi bilen zor bulunur. Bebek mamasında ölümcül oranda melamin bulunduğunun ortaya çıktığı skandalın yanı sıra, sırık fasulyelerine yasaklanmış bir böcek ilacı sıkılması gibi bazı skandallar da yaşandı. McKinsey & Company’nin 2016 yılında gerçekleştirdiği bir araştırma, Çinli tüketicilerin yaklaşık dörtte üçünün yediklerinin sağlığa zararlı olabileceğinden endişe duyduğunu ortaya çıkardı. Stanford Üniversitesi’nde Çin kırsalı uzmanı olan Scott Rozelle, küçük çiftliklerin bu denli çok olmasının Çin’in gıda sistemini, “gıda güvenliği açısından yönetilmesi neredeyse olanaksız” hâle getirdiğini söylüyor. Endüstriyel mandıra ve mezbahalar ise kalite izi sürmeyi ve tesisleri sorumlu tutmayı olanaklı hâle getiriyor, ki bu da Çinli tüketicilerin istediği bir şey. Öyle ki, içi rahat olmak anlamında kullanılan “yüreğini ferah tut” deyimi artık yeni bir anlam kazanmış. Çiftçiler bana pek çok kez ürünleri konusunda yüreğimi ferah tutabileceğimi, başka bir deyişle güvenle yiyebileceğimi söylüyor.

Modern Farming’in mandırasındaki yetkililer beni Zhang Yunjun adlı bir çalışanla tanıştırıyor. Şu anda tesisin ofislerinin bulunduğu yerde çocukluğunu geçirdiği ev varmış eskiden. Bangbu çiftliğinin yerinden ettiği yüz civarında köylü, devlet tarafından yolun biraz aşağısına yerleştirilmiş. Yetkililer mandırada iş, yeni konutlar ve toprakları için ödenen kira bedelinde düzenli artış sözü verince köylüler de istekli davranmış. Zhang, mandıradan önce 2,5 hektarlık bir tarlada iki akrabasıyla beraber yerfıstığı ve buğday yetiştiriyormuş. Şimdi 55 yaşında, ahırlardaki hayvan yataklarıyla ilgileniyor ve çiftçilikten kazandığının iki katından fazlasını kazanıyor. “İnsanlar çok mutlu,” diyor. “Çiftçilik gerçekten zor bir işti. Şimdi çok daha fazla para kazanıyorum.”

Büyük ölçekli çiftlikleri destekleyen herkes buna benzer bir öykü anlatıyor ve büyük çiftliklerin kırsal bölgelerdeki yoksulluğa karşı etkin birer çözüm olduğunu söylüyor. Bu düşünce tarzına göre, büyük çiftliklerde hem çalışıp hem de topraklarını kiraya veren çiftçiler aynı anda iki gelir elde ediyor. Ama gerçek her zaman söylenenlerle örtüşmüyor. “İnsanları istihdam ediyorlar ama çok sınırlı sayıda,” diyor Pekin’deki Çin Ziraat Üniversitesi’nde kırsal sosyoloji uzmanı olan Ye Jingzhong, “Kâr etmek istediklerinde kesintiye gittikleri ilk konu istihdam oluyor. Ve işçileri ancak çok sınırlı sayıda ve düşük ücretle çalıştırabiliyorlar.”

Güneş batmaya yüz tuttuğunda, yerinden edilen köylüleri ziyarete gidiyorum ve mandıra konusunda Zhang kadar şevkli olmadıklarını görüyorum. Üç tarafı yerfıstığı ve mısır tarlalarıyla çevrili, sarıya boyanmış, düz damlı, iki katlı sıra sıra apartmanlarda yaşıyorlar. Yolun karşı tarafında, mandıranın göz alabildiğine uzanan yonca tarlaları var. Küçük beton avlusunda çamaşır asan bir kadın, suyun artık garip koktuğunu söylüyor. Bazıları mandıranın fazla işçi almadığını, evlerinin döküldüğünü ve kira gelirlerinin dört yıldır artmadığını anlatıyor. Herkes tarlalara serpilen gübreden yayılan, kaçışı olmayan pis kokudan yakınıyor. Konuştuğum insanların hiçbiri taşındığına memnun değil, ama kimse tam anlamıyla mutsuz da görünmüyor. Burada ağır basan duygu yalın bir teslimiyet.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Çin kırsalında yaşayanların çoğu için de bu tarım projeleri en iyi olasılıkla iki ucu keskin bıçak. Büyük hayvan çiftlikleri, bazı Çinliler için köy hayatının yıpratıcı zorluklarından bir kaçış olabilir, ama aynı zamanda çevre ve sağlık açısından ciddi tehlikeleri de var. Çin hükümetinin 2010’da yaptığı çevre kirliliği araştırmasına göre, tarımsal faaliyetler sanayiye kıyasla daha fazla su kirliliği yaratıyor. Çin’in boğuştuğu tüm çevre kirliliği sorunları düşünüldüğünde, büyük ölçekli hayvansal üretimin –örneğin Kaliforniya’daki mandıralara da atfedilen– kirlilik ve halk sağlığı sorunlarından kaçabileceğine inanmak zor. Üstelik Çin’deki mega çiftlikler çok daha büyük.

Hükümet, tehlikenin farkında olduğunu belirtiyor ve hayvansal atıklar için sürdürülebilir bir yöntem gerektiğini vurguluyor. Çin’de tarım faaliyeti yürüten şirketlerin birçoğu da bu endişeleri paylaşıyor. Bunlar arasında yer alan Modern Farming, Bangbu’da kurduğu biyogaz tankı sayesinde hayvan dışkısından enerji üreterek ihtiyacının üçte birini karşılıyor, yan ürünleri de tarlalarında gübre olarak kullanıyor. Bana çiftliği gezdiren rehber Liu Qiang, “Neredeyse hiç atık yok,” diyor. Tarlalardan ahırlara, sağımhanelerden şişeleme tesisine kadar bütün mandıranın “ülke için bir model” olduğunu söylüyor.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Şubat 2018 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.

George Steinmetz

Şanghay’ın kuzeybatısında yer alan ve Çin’in en büyüklerinden biri olan bu tavuk işleme fabrikası 1500 kişi çalıştırıyor ve saatte 10 bini aşkın tavuk işliyor. Tayland merkezli CP Group adlı holdingin işlettiği fabrika, fast food restoran zincirlerinin tedarikçisi.

George Steinmetz

Şandong Lanxiang Teknik Yüksek Okulu’nda öğrenciler wok'larla kavurma tekniğini öğreniyor. Geleceğin 5 bin 500 şefi, okulda hem geleneksel yöntemlerle, hem de Çin’in değişen damak zevkine göre yemek hazırlama konusunda eğitim alıyor.

George Steinmetz

Şanghay’ın kuzeybatısındaki Xuyi vilayetinde her yıl düzenlenen bir festivalde, 10 bin kişi bölgenin ünlü ürünü kerevitin tadına bakıyor. Gelişen sektör, bölge göllerinde bu deniz kabuklusundan yılda tahmini 100 bin ton üretiyor.

George Steinmetz

CP Group’a ait bir çiftlikte üç milyon tavuk, günde 2,4 milyon kadar yumurta veriyor. Robotlar ölüleri tespit edip ayıklıyor, bu da bir işçinin 168 bin tavukla ilgilenebilmesini sağlıyor. Pekin’in kuzeydoğusundaki tesis, türünün Asya’daki en büyük örneği.

George Steinmetz

Sarı Deniz kıyısındaki Rongçeng’de işçiler, deniz yosunlarını döner askılara asarak kurutuyor. Çin mutfağında yaygın bir gıda olan yosun, genellikle domuz etine, çorbaya veya soğuk yenilen sebze yemeklerine katılıyor. Farklı yosun türleri de denizkulağı yemi olarak kullanılıyor.

George Steinmetz

Çin eriştesi (noodle) şeritleri İç Doğu Çin’deki Jengju’da, kamu işletmesi COFCO’ya ait bir fabrikada kuruyor. Çinli tüketiciler, kolaylığı nedeniyle giderek daha fazla tercih ettikleri işlenmiş gıdalardan artık her yıl 82 milyon ton kadar tüketiyor.

George Steinmetz

Modern Farming’in Anhui eyaletindeki Bangbu Çiftliği’nde buzağılar barakalarda yaşıyor. En az 36 bin ineğin bulunduğu tesis ülkenin en büyük mandırası. Çin’in süt ürünleri tüketimi 1990’lardan bu yana büyük bir hızla artıyor.

George Steinmetz

Güneydeki Guangdong eyaletinin Kujie kentinde çocuklar, okullarının önünde noodle, yumurta ve etten oluşan kuvvetli bir kahvaltı yapıyor. Artık birçok ailede gerek anne gerekse baba çalıştığı için evde geleneksel tarzda yemek yapmaya vakit kalmıyor.