Kayapo Cesareti

Hayvancıları ve altın madencilerini geri püskürttüler. Baraj inşaatını engellediler. Ve Amazonlar'ın Kayapo kabilesi liderleri şimdi de yaşam biçimlerini kaybetmemek için yeni bir mücadelenin içindeler.

Sürekli tehlike altında olmasına rağmen yaşam doluluğunu, bozulmamışlığını, fethedilmemişliğini sürdüren en son Yerli kültürü kalelerinden birinde, zamanda geri gittiğimizi ve kabile yaşamı sürdürmek adına modern dünyayla bağlarımızı kopardığımızı düşünmek cazip görünebilir. Misyonerler, altın peşinde koşanlar, köle tacirleri, jaguar postu avcıları, kauçuk toplayanlar, bakir doğanın kâşifleri, yani sertanistalar...

Güneydoğu Amazon Havzası'na ilk gelenler bunu yüzlerce yıl öncesinde yaptılar ve nehirde, kayıkla verdikleri zorlu mücadelelerle ilerlediler. Bizde ise tek motorlu bir Cessna ve kurak mevsimin sonlarında bir eylül sabahının güzel havası var.

Uçak, Brezilya sınır kasabası Tucumã civarında orman yangınlarının yarattığı sisi yararak ilerliyor. Yarım saat boyunca güney ve batı yönünde yol alıyor ve sonra, kıvrılarak ilerleyen bir nehrin, çamurlu Rio Branco'nun üzerinden geçiyoruz. Birdenbire yangınlar bitiyor, yollar bitiyor, sığır sürüleriyle alacalı bulacalı otlaklar bitiyor. Şimdi, içinden yol iz geçmeyen, pus bulutlarıyla taçlı bir orman var önümüzde. Sınırları resmi olarak belirlenmiş -birbirine bitişik- beş bölgenin oluşturduğu 100 bin kilometre kare civarında bir alana yayılmış Kayapo Yerli toprakları... Dünyanın koruma altındaki en büyük tropikal yağmur ormanı alanlarından biri olan bu rezervasyon, nehirler ve gözden ırak patikalarla birbirine bağlanan 44 köyde, büyük oranda kendine yeten bir yaşam biçimi sürdüren, çoğu okuryazar olmayan 9 bin Yerlinin egemenliğinde. Ve biz, National Geographic ekibi olarak, bu köylerden birine, aralarında en ücrası olan Kendjam'a gidiyoruz. Kendjam, "dikili taş" anlamına geliyor ve köy bu adı, yemyeşil ağaçların üzerindeki, suyun içinden yarı beline kadar yükselmiş bir balinayı andıran 245 metrelik gri dağdan alıyor. Dağın biraz ilerisinde, Amazon'un önemli kollarından biri olan Şingu Nehri'nin en büyük kolu İriri parıltılı şeritler halinde uzanıyor. Cessna, kayayla nehir arasındaki ormanlık alanda açılmış toprak piste doğru alçalıyor. Yere indiğinde kumluk meydanın etrafında daire halinde dizilmiş bahçeler ve sazdan evlerin yanından ilerliyor.

Uçaktan indiğimizde üzerlerinde olsa olsa bir şort olan -ya da hiçbir şey olmayan- bir düzine kadar çocuk sarıyor etrafımızı. Kanatların gölgesinde çömeliyorlar. Bakışlarını yakaladığınızda gülüp gözlerini kaçırıyor, sonra da bakmaya devam edip etmediğinizi anlamak için gizlice göz atıyorlar. İçlerinden en küçük olanının kulakları neredeyse keçeli kalem kalınlığında tahta parçalarıyla delinmiş. Kayapoların çocuklarının kulaklarını delme nedeni, sembolik olarak, varoluşun sosyal boyutunu anlama kapasitelerini ve dillerini artırmak. "Aptal" yerine kullandıkları ama kre ketin anlamı "kulağı delik olmayan."

Çocukların dikkatli bakışları altında indirdiğimiz malzemelerimiz arasında ev sahiplerimiz için getirdiğimiz hediyeler de var: olta iğneleri, tütün ve Çek Cumhuriyeti'nde üretilmiş -10 kilo kadar- kaliteli boncuk.

Kanada Uluslararası Korumacılık Fonu ve ABD merkezli Çevre Savunma Fonu'na bağlı Kayapo Projesi'nin yöneticisi Barbara Zimmerman, bizi köyün gözlüklü, şortlu ve tokyolu şefi Pukatire ile tanıştırıyor. El sıkışırken "Akatemai," diyor şef. Kuzey Amerika'ya yaptığı bir yolculuk sırasında öğrendiği İngilizcesiyle de "Merhaba! Nasılsınız?" diye ekliyor.

Çok eskilerden kalma gibi duran Kendjam, aslında, Şef Pukatire ve yandaşlarının İriri Nehri'nin yukarılarındaki Pukanu Köyü'nden ağaç kesme konusunda yaşanan bir anlaşmazlığın ardından ayrılmalarıyla, 1998'de kurulmuş.

Antropologların "fizyon" olarak adlandırdığı bu yöntem, Kayapolar tarafından aralarındaki anlaşmazlıkları çözümlemek veya belli bir bölgedeki kaynaklar üzerinde oluşan baskıları azaltmak için kullanılıyor. Köyün günümüzdeki nüfusu 187 ve tüm o klasik görünüşüne rağmen Pukatire'nin atalarını hayrete düşürecek bazı özelliklere sahip: Devlet tarafından hemşireler için inşa edilen merkezdeki jeneratör, etrafı dikenli telden yapılma bir çitle çevrelenmiş güneş panelleri, tepesi kesilmiş palmiye ağaçlarına oturtulmuş uydu antenleri... Birkaç ailenin saz kulübesinde televizyon var. Kendi törenlerinin videolarının yanı sıra Brezilya dizileri izlemekten de hoşlanıyorlar. Pukatire, Brezilya hükümeti tarafından birkaç yıl önce inşa edilen iki sınıflı okulu gösteriyor bize. Kiremit çatısı, kepenkleri ve kuyudan gelen suyla çalışan sifonlu tuvalet lüksü olan fıstık yeşili beton bir yapı. Verandasında kamp kuruyoruz.

Sıcaklık giderek artıyor. Köyün üzerine çöken uykulu sükûnet, birbirleriyle dalaşan köpekler ve ertesi günün şafak vakti için prova yapan opera sevdalısı horozlar tarafından arada bir bozuluyor. Erkekler evi ngobe boş. Köy meydanı kapôtta toplanan kadınlar mango ve palmiye ağaçlarının gölgesine oturmuş; yemiş ayıklıyor, yaprağa sarıp köze gömdükleri balıkları pişiriyorlar. Bazıları da manyok, muz ve tatlı patates yetiştirmek için açtıkları yanık topraklı bahçelerine gitmiş. Ormandan dönen bir kaplumbağa avcısı, yiyecekleri arasında önemli bir role sahip kaplumbağa arayışındaki başarısını duyurmak için -Kayapo törelerine uygun olarak- köye yüksek sesle şarkı söyleyerek giriyor. Akşama doğru sıcaklık azalıyor. Bir grup genç savaşçı futbol topu etrafında mücadele ediyor. Boyunlarında renkli boncuk dizileri, kalçalarında bebekleri olan 20 kadar kadın kapôtta toplanıyor, uygun adım dolaşarak şarkı söylemeye başlıyor. Erkek çocukları kızkuşlarına ve kırlangıçlara sapanla taş atıyor. İçlerinden birisi vurduğu beyaz gerdanlı sinekkuşunu sımsıkı tutuyor elinde. Sarı göğüslü kuş, ünlü bir Goya tablosunda idam mangasından korkmayan köylünün cesur bakışlarıyla bakıyor. Aileler her akşamki banyolarını yapmak için İriri'ye süzülüyor ama nehirde kaymanlar var. Karanlık çökmeye başladığı için fazla oyalanmıyorlar. Ekvatorun sekiz derece güneyinde Güneş, kan portakalı renginde; hızla batıyor. Uluyan maymunların bağırışları ağustos böceklerinin vızıltısını bastırıyor. Toprak kokusu geceye karışıyor.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Ocak 2014 sayısında veya iPad Ocak 2014 edisyonunda okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.