Evden Çok Uzakta

Günümüzün iç içe geçmiş dünyasında gelişmekte olan pek çok ülkenin en kârlı ihraç kalemi, insan. Yabancı işçiler kaçınılmaz bir takasla yüz yüze kalıyor ve maddi kazanç için, manevi kayıplarla boğuşuyor.

Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) öğle saati. Filipinler içinse saat 16.00...

Yani, Teresa Cruz'un iki büyük çocuğunun okuldan dönmüş ve onların sorumluluğunu üstlenen teyzelerinin apartman dairesine girmiş olmaları gereken saat. Teresa, Filipinler'den 6 bin 900 kilometre uzakta, BAE'nin nüfusu en yüksek kenti Dubai'de yaşıyor. 39 yaşında. Dubai'de, çok katlı, ışıl ışıl bir AVM'nin bir kanadında, bir giyim mağazasında tezgâhtar. İşi, giysi katlamayı, yazarkasa kullanmayı, fiş-fatura takibini ve içeri giren her müşteriye gülümsemeyi gerektiriyor. Haftanın altı günü ayakta. Cumaları izinli.

Bu demektir ki, Teresa, cuma günü öğle saatinde, 11 yaşındaki kızı ve 8 yaşındaki oğluyla zaman geçirebilir. Teresa yabancı işçi. Memleketinden binlerce kilometre uzakta, ailelerine para göndermelerine olanak veren işlerde çalışan milyonlarca erişkinden biri.

O da sevdiklerine ulaşma işini, diğer yabancı işçilerin kullandığı modern yöntemle yapıyor. Alçak, plastik bir tabureyi, dört kişiyle paylaştığı yatak odasındaki sunta masaya yerleştirilmiş bilgisayara doğru çekiyor. Facebook'a giriyor. Görüntülü sohbet düğmesini tıklıyor. Ekrana yaklaşıyor ve bekliyor.

Onun yanında olduğum bu bekleme saatlerinin ilki. Öğle saati olsa da Teresa hâlâ pijamalı. Ayaklarında tüylü terlikler var. Teresa bu yatak odasında, yine kendisi gibi yıllar önce Filipinler'den ayrılan kocası Luis; biri bebek, diğeriyse üç yaşında olan iki küçük çocukları ve Teresa'yla Luis işteyken çocuklara bakma konusunda o günlerde kimi ikna edebilmişlerse artık, onunla birlikte yaşıyor. (Kişi adları, aileyi olası olumsuz tepkilerden korumak için değiştirilmiştir.) Bu ay yanlarında, BAE'li bir ailede hizmetçi olarak çalıştığı sırada kötü muameleye maruz kaldığı için işini bırakıp kaçan ve Cruz ailesinin döşeğiyle yatak odasının kapısı arasına sığıştırılmış bir şiltede kalan genç bir Filipinli kadın var. Dişleri yeni çıkan bebek huysuzlanıyor. Teresa onu pışpışlayıp susturmaya çalışırken gözlerini bilgisayardan ayırmıyor.

Sonunda ekranda bir yüz beliriyor. Ama bu yüz kız kardeşine, çocukların teyzesine ait. "Çocuklar henüz eve gelmedi," diyor kardeşi. Nerede olduklarını da bilmiyormuş.

Tagalog dilinde, "Akşam yemeğinden sonra ara," deyip bağlantıyı kesiyor.

Teresa'nın omuzları çöküyor. Kızının Facebook sayfasına geçiyor bu kez de. Oradaki "İlişkisi var" ibaresini gördüğünde şaşkınlık içinde ekrana bakakalıyor. "Belki öylesine işaretlemiştir," diyor sonra. Kızının sevdikleri listesinde Justin Bieber da var. Bir de, çok sayıda takipçisi olan bir Facebook sayfası. Bu sayfadaki takipçiler bir ortak noktaya sahip. Tümünün aile üyelerinden en azından biri, okul kitaplarının parasını ödemek, aile büyüklerinin aç kalmamasını sağlamak, çocuklarını gelecekte bir gün üniversiteye hazırlamak gibi sorumlu bir ebeveynin yapması gereken bazı şeyleri yapabilmenin tek yolunun, ailelerini bırakıp çok uzaklarda iş bulmaktan geçtiğine karar vermiş.

Dubai'de geçirdiğim haftalarda Teresa'yı giderek daha yakından tanıdığım süre içinde, sadece bir kez soğukkanlılığını yitirdiğine tanık oluyorum. Filipinler'de yaşadığı günlerde, on küsur yıl önce başına gelen bir olaydan söz ettiği sırada. Ailesiyle birlikte yaşadığı evin önünde durduğunda, onlarınki hariç, sokaktaki her evde Noel ışıkları olduğunu anlatıyor. "Bizimkindeyse," diyor, "hiç ışık yoktu." Birden çöküyor yüzü ve ağlamaya başlıyor. "Yurtdışı hakkında çok şey duymuştum," diye devam ediyor Teresa. "Yurtdışındayken insanın canı ne isterse onu alabildiğini duymuştum." Yurtdışı ayrı bir ülkeymiş gibi sanki. Altın bilezikler, Colgate diş macunu, konserve et gibi etkileyici şeylerin geldiği yer.

Teresa, on kardeşiyle birlikte, Manila'ya bir saat uzaklıktaki bir ilçede büyümüş. İlçelerindeki taş evler, yurtdışından gelen parayla yapılırmış. "Bizim evimiz ahşaptı. Üstelik de çok eskiydi," diyor. Bir yıl, muson yağmurları sırasında, Teresa'yla kız kardeşinin uyuduğu odanın duvarlarından biri çökmüş. "Noel geldiğinde," diye anlatıyor, "çıkıp, evimizin önünde durdum. Ve 'ilk maaşımla Noel'de evi ışıklarla donatacağım,' diye kendi kendime söz verdim."

İlk maaşını yurtdışında değil, ülkesinde almış. Spor ayakkabı satan bir işyerinden. Liseden henüz mezun olduğu dönemmiş. Evlerinin ahşap duvarlarını taşla yenilemeye gücü yetmemiş. Ama bir sıra renkli ışık alabilmiş parasıyla. Bu ışıkları çiviyle, bir Noel ağacı görüntüsü oluşturacak şekilde evlerine çakmış. "Tek başıma yapmıştım," diyor. "Evin önüne çıktığımda ışıklar yanıyordu. 'Yapabilirim' dedim kendi kendime."

Teresa yurtdışına gitmeyi kaldıracak güce sahip olduğuna işte o akşam karar vermiş.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Ocak 2014 sayısında veya iPad Ocak 2014 edisyonunda okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.