Beyaz Amerika’yı Saran Kaygı

 

Felyssa Ricco, Hazleton’da (Pennsylvania) annesi Kelly ve üvey babası Jesse Portanova’yla birlikte yaşadığı evin önünde duruyor. Portanova ailesi ABD bayrağı Old Glory ve “Don’t Tread on Me” (Üzerime Basma) gibi bayrakların yanı sıra bazen Konfederasyon bayrağını da dalgalandırıyor ve böylelikle bu bayrağın asılmaması gerektiğini düşünenlere ve Amerikan tarihini itibarsızlaştırmak isteyenlere karşı durduklarını söylüyorlar.

2044 yılında ABD’de Hispanik olmayan beyazların genel nüfus içindeki oranı yüzde 50’nin altında kalacak. Amerika’nın tamamını dalga dalga etkileyen nüfus değişiklikleri, kültürlerini ve varlıklarını tehdit altında gören bazı beyazları huzursuz ediyor.

 Kömür madenleri kapandı, fabrikalarda iş yok, işletmeler Broad Sokağı’ndaki tabelalarını indirdi, nüfus giderek azalmaya başladı, hastane iflasın eşiğine geldi, ama tüm bunlardan sonra bile Pennsylvania’nın Hazleton kenti sakinleri her yıl yapılan Funfest için kent merkezine akın etti.

Sally Yale, sonbaharda yapılan panayıra yıllarca, kepenk indirmiş bir lunaparktan bulduğu ve motor taktırdığı çay fincanı biçimli arabasıyla katılmış. Kuru buzla, buharı tüten bir kahve fincanına benzetilen bu araba, Yale’in gurme kahve dükkânı için mükemmel bir reklam aracı olmuş.

Yale 53 yaşında, ama Funfest’ten söz ederken keskin hatlara sahip yüzü tıpkı bir çocuğunki gibi aydınlanıyor. Kalabalıktan yükselen alkışlar. Kutlamaları kaçırmayan eski Hazleton sakinleri. “Hele o yemekler,” diyor Yale, nasıl leziz olduklarını anlatmak istercesine kaşlarını kaldırıp gözlerini kocaman açarak. Cannoliler, pierogiler, sosisler, hamur kızartmaları –Hazleton’ın sıra sıra tepelerine yerleşmiş Avrupalıları getiren göç dalgalarını temsil eden lezzetler.

Ama sonra her şey değişmiş. Funfest, Sally Yale’in gözünde çok korkutucu hâle gelmiş. Çok rahatsız edici. Açıkçası… Çok esmer. “Halka açık bir etkinlik var,” diyor Yale. “Ve azınlıkta kalacağınızı biliyorsunuz, gitmek ister misiniz?”

Yale’in bu soruya yanıtı hayır olmuş.

Sayıca az olmak, ya da aralarında kalmak. Pennsylvania’nın doğusundaki bu kentin beyaz sakinleriyle konuşurken sık duyduğum kelimeler bunlar. Muayenehane sıralarında aralarında kalmak. Banka kuyruğunda aralarında kalmak. Kasiyerin Hazleton’ın yeni sakinleriyle neşe içinde İspanyolca sohbet ettiği markette aralarında kalmak.

Hazleton, düşüşe geçen eski madenci kasabalarından biriydi; ta ki bir Latin Amerikalı dalgası gelene dek –hem de güçlü bir dalga. 2000’de Hazleton’ın 23 bin 399 olan nüfusunun yüzde 95’ini Hispanik olmayan beyazlar, yüzde 5’inden azını ise Latin Amerika kökenliler oluşturuyordu. 2016’ya gelindiğinde ise, Latin Amerika kökenliler nüfusun yüzde 52’siyle çoğunluğu oluşturmuş, beyazlar ise yüzde 44’e düşmüştü.


Bob Sacco, Hazleton’da, şimdilerde çoğu vitrinin Latin Amerika kökenlilerin dükkânlarına ait olduğu Alter Sokağı’nda haftada birkaç gün barmenlik yapıyor. Barın hem beyaz, hem de Latin Amerika kökenli müdavimleri var. Eski kitle, bölgedeki yeni işverenlerin, örneğin dağıtım merkezlerinin, onlarca yıl önce kapanan maden ve fabrikaların işçilere verdiği ücret ve yardımları sunmadığından yakınıyor. Sacco, “o eski güzel günleri” özlediğini söylüyor.

Şimdilerde daha çok Latin Amerika kökenlilere ait dükkânların sıralandığı bir sokaktaki A&L Lounge adlı barda barmenlik yapan Bob Sacco, “Bu konuda şakalaşıyor, artık azınlıkta olduğumuzu söylüyoruz,” diyor. “Kenti ele geçirdiler. Bunun şakasını yapıp duruyoruz ama bu söylediğimiz yalnızca bir şakadan ibaret değil.”

Söz konusu çarpıcı nüfus kayması, ülkenin değişen demografik yapısının sıradışı bir ifadesi. ABD Sayım Bürosu, Hispanik olmayan beyazların 2044’te nüfusun yüzde 50’den azını oluşturacağı öngörüsünde bulundu. Ve bu değişimin Amerika’daki ırk ilişkilerini ve uzun süredir çoğunluk olmanın sefasını süren beyaz Amerikalıların konumu ve statüsünü yeni baştan düzenleyeceği neredeyse kesin.

Beyaz Amerikalılar, çoğu zaman kendi öyküleri, gelenekleri, zevkleri ve kültürel estetiklerinin Amerika’yı Amerika yapan şey olarak görülmesini sağlayan çoğunluk statülerinin yaklaşan sonuyla karşı karşıya kalırken, Hazleton’ın deneyimi geleceğe dair ipucu veriyor. Bu tartışma, yaşam biçimlerinin tehdit altında olduğu duygusuna kapılan bazı beyaz Amerikalıların, internet forumlarında ve Konfederasyon anıtlarının kaldırılmasına karşı protesto gösterilerinde verdiği endişeli ve öfkeli tepkilerde görülebileceği üzere, ülke çapında hararetlenmeye başladı bile. Ama bu statü kayması –ya da kimilerinin deyimiyle “yükseklik ayarı”– geleceğin vaktinden önce geldiği dersliklerde, mola odalarında, fabrikalarda ve AVM’lerde çok daha ince biçimlerde ortaya çıkıyor. 2000’den bu yana, Suffolk (Massachusetts), Montgomery (Maryland), Mecklenburg (Kuzey Carolina) gibi kentlerin yanı sıra Kaliforniya, Colorado, Florida, Georgia, New Jersey ve Teksas eyaletlerindeki kentlerde de azınlık nüfusu, Hispanik olmayan beyazları aştı.

Onlarca yıl boyunca, Amerika’da ırk konusunun incelenmesi, renkli tene sahip olanların kaydettiği ilerlemeye ve mücadelelerine odaklanmak anlamına geliyordu. Bu çerçeveden bakıldığında norm olan zaten beyaz olmaktı. Diğer tüm ırklar ve etnik gruplar ise “ötekileştirilmişti” ve ırk meseleleri renkli tene sahip olanların sorunu ve konusuydu. Barack Obama ve Donald Trump dönemlerinde, Amerika’da beyaz olmanın ne anlama geldiği sorusu giderek öne çıktı.

Gillian Laub

Felyssa Ricco, Hazleton’da (Pennsylvania) annesi Kelly ve üvey babası Jesse

Gillian Laub

Hazleton Bölge Lisesi Amerikan futbolu takımı, kentteki keskin demografik d

Gillian Laub

Onlarca yıl süren ekonomik düşüşün ardından Hazleton kent merkezi, 2001’den

Gillian Laub

Hazleton’da yer alan Sanctuary, bir zamanlar yüz yıllık bir Slovak cemaatin

Gillian Laub

Nick Dean, öğrencilerin çoğunun siyahi olduğu kamu ödenekli özerk bir okulu

Birçok farklı cephede, beyaz Amerikalılar için ırk konusunun artık yalnızca izleyici konumunda bulundukları bir konu olmadığına ilişkin göstergeler artıyor: Üniversite kampüslerinde “beyaz olmak” üzerine açılan derslerde artış. Göçmenlik ve pozitif ayrımcılık üzerine şiddetli tartışmalar. Lise veya daha düşük eğitim seviyesindeki orta yaşlı beyaz Amerikalılarda uyuşturucu madde, alkol ve intihar sonucu ölümlerde artış. Sevgili Beyaz Irk adıyla yayınlanan, “ırk tartışmasını geride bırakmış” Amerika’nın hicvedildiği televizyon dizisinin popülerliği. Konfederasyon dönemi tarihi ve simgeleri üzerine tartışmalar. Beyaz milliyetçiliğinin, en yeni sloganı “Yerimizi alamayacaksınız” ile edindiği saldırganlık –ve cazibe.

Geçtiğimiz Ağustos ayında, Charlottesville’de (Virginia) gerçekleşen protestolar, polo yaka tişörtler ve kumaş pantolonlar giyen nefret gruplarının yeniden ortaya çıktığı bir an olarak hatırlanacağa benziyor. Çoğu Amerikalı, Konfederasyon döneminden bir general anısına yapılmış anıtın kaldırılmasını kınamak üzere “Sağı Birleştirin” yürüyüşünde bir araya gelen neo–nazilerin, Ku Klux Klan üyelerinin ve beyaz milliyetçilerinin söylem ve yöntemlerini reddediyor. Ancak ırk meseleleri oldukça karmaşık konular ve ülkedeki ırk ilişkilerinin çatışmalarla dolu tarihini yakından inceleyen akademisyen ve araştırmacılar, Charlottesville eylemlerinin –çoğunlukla rezilce bulunduysa da– siyasetten iş olanaklarına, hatta profesyonel sporculuk dünyasına kadar her alanı etkileyen bir konuya da işaret ettiğini belirtiyor: Hızlı değişimlerin yaşandığı bir dönemde yerinden edilme korkusu.

Yalnızca 10 yıl kadar önce, dönemin belediye başkanı, günümüzün Kongre üyesi Lou Barletta, kent meclisini Yasadışı Göçmenliğin Ortadan Kaldırılması Hakkında Kanun (IIRA) adıyla daha önce görülmemiş türde bir yasayı geçirmeye zorladığında, ülkede tüm gözler Hazleton’a çevrilmişti. Yasa, kayıtsız göçmenleri işçi ya da kiracı olarak alanlara sert cezalar getiriyordu. Ayrıca, İngilizceyi Hazleton’ın resmi dili yapmayı amaçlayan bir diğer yasa da buna eşlik ediyordu. Bu yasa tasarıları, birçoğu New York ve New Jersey’den gelen Latin Amerika kökenlilerin akınına uğrayan kentte, halk arasındaki kültürel gerginliğin artarak yaşandığı bir dönemde açıklandı. Barletta –“yasadışı göçmenliğin suç oranlarını artırdığı” ifadesine yer veren– IIRA yasasının, “Küçük Şehir, ABD” adresindeki yaşam tarzını korumayı amaçladığını söyledi. Tasarı yasalaşmadı. Federal mahkemeler yasayı ABD göç yasalarına aykırı buldu. Ama Hazleton’da büyümüş ve memleketindeki demografik değişimler üzerine kapsamlı araştırmalar yapmış olan Jamie Longazel, bu olayın yansımalarının hâlâ devam ettiğini söylüyor. New York John Jay Ceza Hukuku Üniversitesi’nde ders veren Longazel, yasa hakkında basında geniş yer bulan tartışmaların gerginlikleri artırdığını ve sosyal bilimcilerin “Latin Amerika kökenliler tehlikesi söylemi” adını verdiği olguyu pekiştirdiğini söylüyor.


Frank Stewart, karısı Paulette’le birlikte, New Orleans Belediye Başkanı Mitch Landrieu’nun Konfederasyon dönemi anıtlarını kaldırma kararına karşı şiddetle savaşıyor. Stewart, New Orleans’ta Landrieu’yu sanat eserlerini yıkmak ve kenti ırk temelinde bölmekle suçlayan gazete ilanları vermişti. “Bu heykellerde betimlenen kişilerin yaptıklarını tasvip etmiyorum,” diye yazmıştı işadamı Stewart. “Ama sizin, tarihi yok etme girişimlerinizi tasvip etmem de mümkün değil.”

“Bir halkın ortak kimliği bir biçimde engellendiğinde veya sorgulandığında, halkın o kimliğe tutunması ve onu savunması, sosyolojide tanıdık bir durum,” diyor Longazel. “Hazleton’da demografik değişimler ve ısrarlı ekonomik düşüşle birlikte, halk kendini beyaz olarak görmeye başladı. Kent, kimliğini beyaz olarak tanımlar oldu.” Longazel, aynı psikolojinin ülke ölçeğinde de yaşanıyor olabileceğini düşünüyor.

Longazel’in araştırması, tekrar eden temalar ortaya çıkardı. Beyaz Hazleton sakinleri, sürekli olarak eskiden “birbirine kenetlenmiş, sessiz, itaatkâr, dürüst, zararsız ve çalışkan” bir kent olduklarını anlatıyor, yeni gelenleri ise “gürültücü, asi, manipülatif, kanun tanımaz ve tembel” olarak tarif ediyordu. Çoğu zaman benzer olaylar anlatıyorlardı. Gerçekten de bu kadar çok insan, Latin Amerika kökenli ailelerin gıda yardımı kartlarıyla marketten deniz ürünü ya da biftek satın aldığına tanık olmuş muydu? Ve araştırmada vergisini ödeyen, haftada iki kez kiliseye giden, Airport Road’daki bayilerden araç satın alan ve North Wyoming Sokağı’nda sıralanmış işlek dükkânları açan yeni sakinlerden söz edenler neden bu kadar azdı?

Sonuçta, Hazleton’ın tamamen beyaz Amerikalı bir yerleşim yeri olduğunda diretmenin, yağmur bulutuna yumruk sallamaktan bir farkı yok. Latin Amerika kökenliler artık Hazleton ekonomisinin itici gücü konumunda ve kent giderek artan biçimde bir Latin havasına sahip oluyor. Hazleton’ın görünüşü, sesleri, kokuları ve verdiği his artık farklı.

Uzun zamandır oralı olanların kendilerini kendi memleketlerinde yabancı gibi hissettiklerini defalarca duyuyorsunuz. Kahve dükkânının sahibi Yale, Bishop Hafey Lisesi’nden sınıf arkadaşlarının çoğunun, genellikle daha iyi iş imkânları için Hazleton’dan ayrılışına tanık olmuş. Kendisi ise kalmayı tercih etmiş ve pırıl pırıl, kırmızı bir espresso makinesi ile ev yemeklerinin bulunduğu Abbey adındaki gurme kahve dükkânını açmış. Kafe, kent merkezine inen bir tepenin hemen üstünde olsa da o, iş için de olsa merkeze pek inmiyor.

Yale, Funfest’ten yıllar önce çekilmiş. “Çok korkutucu,” diyor. “Orada kimin silah taşıyıp taşımadığı belli değil.” Yale bu konudaki ironiye yabancı da değil. Kendi dedesi Hazleton’a 1900’lerin başında İtalya’dan gelmiş, sigortacı olmuş ve Yuele olan soyadını Yale biçiminde Amerikanlaştırmış. Hazleton’a ilk geldiklerinde aynı basmakalıp sözlerin İtalyan ve İrlandalı göçmenler için de uluorta kullanıldığını biliyor.

Gülücükler saçan, selamlaşırken sizi hararetle kucaklayan biri Yale. Nereden baksanız sıcakkanlı. Kalın tabanlı tenis ayakkabıları ve bol kazaklar giyiyor. Ama biraz sohbet edince katı yanlarının da epeyce fazla olduğunu anlıyorsunuz. Kendi işini kurmuş bekâr bir kadın olarak katı olmak işine yaramış. Lokanta boşalınca aklından geçenleri açıkça söylemeye başlıyor.

“Beyaz Saray’da bizden biri var,” diyor Yale, Trump’ı kastederek. “Amerika’yı yeniden muhteşem yapacağız.” Trump’ın seçimlerde kullandığı “Make America Great Again” (Amerika’yı Yeniden Muhteşem Yapalım) sloganına atıfta bulunuyor.

“Biz” derken kimi kastettiği sorulduğunda Yale duraksıyor. Bakışları biraz sertleşiyor. Sesindeki hoş tını kayboluyor. “‘Biz’ dediğim, bu ülkeyi kuran beyazlar,” diyor. “Bizim neslimiz. Biz… Biz dedelerimizi onurlandıracağız. Buna mecburuz.”

Devamını National Geographic Türkiye’nin Nisan 2018 Irk Özel sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.

Gillian Laub

Hazleton’da yer alan Sanctuary, bir zamanlar yüz yıllık bir Slovak cemaatinin bir araya geldiği eski bir kilisede halka açık etkinliklerin yapıldığı çok amaçlı bir halkevi. Oldukça büyük ilgi gören gösteri dövüşlerinin iki yıldızı, eski ve yeni Hazleton arasındaki gerilimden eğlenceli bir spor gösterisi yaratmış. 16 yıldır ringe çıkan Jason Dougherty ABD bayraklı bir bandana takarken, galibiyete alışkın yerel şampiyon Marcelino Cabrera ise Dominik Cumhuriyeti bayrağını taşıyan bir şort giyiyor. Dougherty, Hazleton’a 15 yaşındayken yerleşen Cabrera’ya antrenmanlarında yardımcı olmuş.

Gillian Laub

Onlarca yıl süren ekonomik düşüşün ardından Hazleton kent merkezi, 2001’den bu yana, Latin Amerika kökenlilerin açtığı –aralarında çok sayıda işlek berber dükkânının da olduğu– yeni işyerleri sayesinde başka bir görünüş, doku ve sese kavuşmuş. 26 yaşındaki Justin Horvath (soldaki) ve 37 yaşındaki José Pérez, izin günlerinde tıraş olmak için berber Albert Cuello’nun dükkânı Donato’s Finest’a gelmiş. Horvath, Hazleton’da doğmuş ve Donald Trump’a oy vermiş. Pérez ise Porto Riko’da doğmuş ve oy kullanmamayı tercih etmiş. Birbirlerine komşular, yakın arkadaşlar ve yakınlardaki American Eagle Outfitters dağıtım merkezinde birlikte çalışıyorlar.

Gillian Laub

Hazleton Bölge Lisesi Amerikan futbolu takımı, kentteki keskin demografik değişimleri yansıtıyor. Eskiden takıma koçluk yapan okul müdürü Rocco Petrone, 15 yıl önce takımın çoğunlukla beyazlardan oluştuğunu söylüyor. Şimdilerdeyse oyuncuların neredeyse yarısını azınlıklar oluşturuyor. Okulun yüzde 58’i Latin Amerika kökenlilerden, yüzde 38’i ise beyazlardan oluşuyor. Petrone, öğrencilerin ten rengi sınırı tanımaksızın birbirleriyle kolayca ilişki kurduğunu söylüyor. “Arkadaş, akran, meslektaş, sınıf arkadaşı olarak birbirlerini kabul ediyorlar,” diyor. Hazleton Cougars takımı geçtiğimiz sezonu galibiyetlerle kapatmış.

Gillian Laub

Hazleton Lisesi’nde son sınıf öğrencisi olup farklı kampüslerde okuyan Rafael Santos ve Savannah Butala, mezunlar günü kral ve kraliçesi seçilene dek tanışmamış. Butala, kuşaklardır Batı Hazleton’da yaşayan bir aileden. Santos ise 11 yaşındayken Dominik Cumhuriyeti’nden gelmiş. Santos, taç için yarışmaktaki amacının “ten rengi ne olursa olsun, istediği her şeyi başarabileceğini göstermek” olduğunu söylüyor.

Gillian Laub

Nick Dean, öğrencilerin çoğunun siyahi olduğu kamu ödenekli özerk bir okulun müdürüyken, New Orleans’ta Konfederasyon dönemi anıtlarının kaldırılmasının protesto edildiği bir eylemde görüntülendiği videonun ortaya çıkmasıyla işinden kovulmuş. Dean, üzerinde demir haç simgesi olan bir yüzük takıyor ve zaman zaman beyaz milliyetçiler tarafından kullanılan söz ve simgelerin yer aldığı ahşap bir kalkan taşıyormuş. Yalnızca protestocuların ifade özgürlüğü hakkını savunmak için yürüdüğünü söylüyor Dean. Anıtların tarihin bir parçası olduğuna ve yerlerinde kalmaları gerektiğine inanıyor. Burada Dean, eski öğrencilerinden ikisiyle otururken görülüyor.