Kral Kömürün Dönüşü

İnsanlığın evrimleşerek günümüzdeki bilgi ve teknoloji düzeyine ulaşmasında, insan kaynaklı hiçbir gelişmenin, 18. yüzyılda temelleri atılmaya başlanan sanayileşme kadar etkisi olmadı. Makine denilen ve insan veya insanın ehlileştirdiği hayvan gücüne bağlı olmadan çalışan araçlar, sadece üretim sektörünü geliştirmekle kalmadı, ulaşımdan şehirciliğe kadar yaşamı yakından ilgilendiren hemen her alana olağanüstü katkılar sağladı. Sanayi Devrimi, insanlığın yaşam standardını yükseltmesi kadar çeşitli mühendislik konularındaki bilim ve teknolojiye de müthiş bir ivme kazandırdı.

Mühendisliğin en fazla geliştiği alanların başında, makinelerin çalışmasını sağlayan enerji kaynaklarının aranması, üretilmesi, nakli ve tüketilmesi geliyordu. İşte insanlık tarafından kullanılmaya başlanan ilk fosil yakıt olan kömürün ortaya çıkması da böylece gerçekleşmiş oldu. Önceden temel enerji kaynağı olarak kullanılan oduna göre ısıl değeri açısından 6-7 kat daha fazla enerji verebilen kömür, sanayinin gücünü oluşturdu.

17. yüzyıl sonlarından beri kötü kokusu, zehirli gazları ve tehlikeli madenciliğiyle tepki çekmesine, hatta Sanayi Devrimi ve kömürün anavatanı sayılan Büyük Britanya İmparatorluğu'nda zaman zaman yasaklanmasına rağmen, insanlık ondan hiçbir zaman vazgeçemedi. Peki neydi kömürü bu kadar vazgeçilmez kılan? Tek bir kelimeye indirgeyecek olursak bu sorunun cevabı "Güç" olabilir. Alfred Marshall'ın 1878'de Londra'da yayımlanan Coal; Its History and Uses isimli kitabında bu sorunun cevabı tarihsel bakış açısıyla da veriliyor; "Kömür, özellikle yükseliş döneminde, o zamana kadar tarihte görülmemiş bir şekilde 'gücün gelişmesi'ni ve 'refahın artması'nı sağlamıştı." Kömür, sadece imalat sanayi ve evlerde kullanılan önemli bir enerji kaynağı değil, makinelerin yapıldığı demir-çelik endüstrisinin de temel yakıtıydı. Yani dünyanın çarkları kömürle dönüyordu.

Ancak işin rengi zamanla değişmeye başladı. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kömür için zor günler kapıya dayanmıştı. Bunun başlıca nedeni, Albay Edwin L. Drake tarafından 1859'da ABD'nin Pennsylvania eyaletinde açılan ilk modern petrol kuyusuydu. Petrolün kömüre göre pek çok artısı vardı; petrol daha fazla ısıl değere sahipti, sıvıydı ve daha temizdi. Kömürün tahtı ciddi bir sarsıntı yaşamaya başladı. Çünkü petrol, kömüre göre "daha iyi"ydi ve kullanıcılara çeşitli avantajlar sağlıyordu. Nitekim, dünya birincil enerji tüketimi içinde kömürün payı 1913'te zirveye eriştikten sonra hızla düşmeye başladı. En büyük rakibi petrol ise payını yükselterek onun yerini alıyordu. Hemen arkasından da, dört yıl boyunca milyonlarca insanın canına mal olacak bir dünya savaşı patlak verdi. Bir enerji çağından diğerine geçmek hiç de sanıldığı kadar kolay olmamıştı.

1860 ile 1913 arasındaki dönemin istatistiklerine bakıldığında, dünyanın kömür tüketim zirvesine hızla yaklaşıldığı çok açık görülüyordu. Zamanla yaşlanan "Kral Kömür" 1913'ten sonra yavaş yavaş gücünü ve ekonomideki etkisini yitirmeye başladı. Artık yeni "Kral Petrol" çıkmıştı ortaya. Kömür de, kapitalizmin babası sayılan ünlü klasik iktisatçı Adam Smith'in 1776'da kaleme aldığı An Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations adlı kitabında belirttiği "sefilce düşüş" dönemine girmişti. Yaşlı kralın donuk ve melankolik durumunu, hiç kimse, 1917'de King Coal (Kral Kömür) başlıklı romanı yazan Upton Sinclair kadar güzel anlatamazdı.

Kaybeden sadece kömür değil, onun sayesinde "güneş batmayan imparatorluk" haline gelen İngiltere'ydi aynı zamanda. Büyük Britanya İmparatorluğu, 1901'den sonra hem kömürdeki üstünlüğünü hem de küresel gücünü ve liderliğini süratle ABD'ye devretmeye başladı.

Aslında bunun böyle olacağını tam 25 yıl önce 1876'da İngiliz bilim insanı Stanley Jevons fark etmiş ve bu konuda bir de kitap yazmıştı. Ona göre, İngiltere'deki kömür tüketimi çok tehlikeli boyutlara ulaşarak ciddi bir "Kömür Sorunu" oluşturmaktaydı. Üstelik, Fransa gibi ülkelere, sırf Almanya'nın hızla artan gücünü dengelemek amacıyla, çok ucuza kömür satışı başlatılmıştı. Her iki gelişme de mutlaka durdurulmalıydı, çünkü böyle giderse İngiltere'nin küresel gücü ciddi ölçüde zarar görecekti. Ayrıca, uzmanların kömür rezervinin ömrü konusunda yaptıkları hesaplar da doğru değildi; kalan rezerv miktarını son yılın tüketimine bölerek kömürün çok uzun yıllar tükenmeyeceğini söylüyorlardı. Oysa Jevons'a göre tüketim gelecekte sabit kalmayacak, geometrik olarak artacaktı; dolayısıyla İngiltere'deki kömürün en fazla 110 yıllık ömrü kalmıştı. Jevons, kömürdeki üstünlüğünü yitiren bir İngiltere'nin artık dünyanın lideri olarak kalmasının mümkün olamayacağını iddia ediyordu.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Nisan 2014 sayısında veya Nisan 2014 iPad edisyonunda okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.