'Sen'de Aşk ve Yok Oluş

Seine Nehri'nden sorumlu acil durum ekibi, hemen her sabah saat dokuzda dalgıç giysilerini kuşanıyor ve Île de la Cité'nin çevresinde yüzüyor. Paris'in içinden geçen nehrin ortasındaki gözyaşı biçimli bu adanın etrafında tur atan dalgıç-itfaiyeciler, nehir yatağını araştırıyor.

Bisikletler, çatal bıçak takımları (temizlendikten sonra kaldıkları tekne evde kullanılıyorlar), cep telefonları, eski paralar, haçlar, silahlar çıkarıyorlar -Roma döneminden kalma müzelik bir çengelli iğne de bir defasında çıkardıkları arasında..

Âşıkların, üzerinde isimleri yazılı (Steve et Linda Pour la Vie -Steve ve Linda Bir Ömür Boyu) pirinç kilitleri astıkları Pont des Arts civarında, kilit altına aldıkları aşklarının ölümsüzlüğünü ilan etmek için suya attıkları anahtarları çıkarıyorlar. Nehir yukarı bir sonraki köprünün, boşanma kararlarının verildiği Adalet Sarayı'nın yakınındaki Pont Neuf civarında ise, ölümsüz aşkların geçici olduğunu anlayanların fırlatıp attığı alyansları buluyorlar.

Paris'in ortasından geçen bir suyolu olarak Seine, uygarlık tarihinin ve insan ilişkilerinin kalıntılarını barındırıyor içinde. Yüzyıllar boyunca yol, kale hendeği, çeşme suyu, kanalizasyon ve çamaşır teknesi olarak kullanılmış olan nehir, palayı andıran kavisli biçimiyle kenti ikiye bölerek Sol ve Sağ Yaka olarak ayırıyor. Tarihsel olarak Sol, bohem olan taraf, Sağ ise aristokrat. Ama bu ayrılık zaman içinde netliğini yitirmiş.

Île de la Cité'de, Notre Dame Katedrali adlı Gotik süslemeli taş eserin önünde, kaldırım taşlarının içinde gömülü bronz bir pusula gülü var. Paris'e olan tüm uzaklıklar bu noktadan -point zéro- ölçülüyor. Seine, Paris'in merkezi, onun akışkan kalbi. Sanat tarihçisi ve küratör Marina Ferretti, "Parisliler için Seine bir pusula, nerede olduğunu anlamanın yolu," diyor.

Fransızların deyişiyle fluide aynı zamanda, yani akışkan. Felsefi anlamda. "Geçiciliğe ve değişime boyun eğ," diye fısıldıyor. Hiçbir şey aynı kalmaz. Seine'e kımıldama diye buyurmanın anlamı yok mesela. Çünkü, kımıltısız bir nehir, artık nehir sayılmaz. Saate ve mevsimlere göre değişir. Dönerek, çırpınarak, taşarak Paris'in anıtsal mimari yapıtlarının yanından geçtiği sırada, suya atılan ve enkazdan çıkan yaşama ve ölüme dair kalıntıları taşıyor akıntıları: Kayıp plastik oyuncaklar, uçup gitmiş balonlar, sigara izmaritleri (Gauloises, elbette), boş şarap şişeleri ve hatta bazen de bir ceset. "Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz," diyor Herakleitos. C'est fluide.

İzlenimciler, nehrin ışığını cıva gibi damıtmıştı. Claude Monet, Argenteuil yakınlarında nehrin üzerinde yüzer bir atölye kurdu. Art izlenimci (post-empresyonist) Henri Matisse'in, Quai Saint-Michel'de atölyesi vardı. Daha erken dönem sanatçılar tarafından durgun bir gri şerit olarak resmedilen nehir, izlenimcilerin gözünde renkli ışık yansımalarıyla titreşir hale geldi. Aslında, eserleri sadece Seine'in değil tüm dünyanın hareketini yansıtıyordu.

"İzlenimciler dünyanın değişimine tanıklık ettiler ve bu yeni dünyaya uygun tarzda resim yaptılar," diyor Giverny İzlenimcilik Müzesi küratörü Ferretti. Sanayi devrimi gelip çatmıştı. Elektrik, karanlık geceyi inci gibi dizi dizi ışıkla beziyordu. Paris Métro inşaatının eli kulağındaydı. Dünyanın ritmi ivme kazanıyordu. "Hızlı ve akıcıydı." Yorumcularının fırça darbeleri de öyle...

Önce onlara selam duralım ve sonra, Parislilerin yaşamlarının içinden ve çevresinden akarak aşk ve yitiriş dramlarına sahne olan nehrin bir tablosunu çizelim. Arada, Eyfel Kulesi'nin Çin malı ucuz kopyalarını satanlarda kendini gösteren mizahi durumlar da yaşanıyor bu kentte. Bazen alıcı, bibloyu memleketine götüren Çinli bir turist oluyor ve farkında olmadan bir döngüyü tamamlıyor mesela.

Seine Nehri, neşe ve üzüntüye olduğu kadar ironiye de tanıklık ediyor.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Mayıs 2014 sayısında veya iPad Mayıs 2014 edisyonunda okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.