Yeni Mavi Tarım

Balık çiftlikleri, çevreciler, berrak kıyılarda tatil yapmaya gelenler ve turizmciler için bir tehlikeydi.

Peki şimdi balık çiftliklerinde neler oluyor?Bodrum'a yolu düşenler uzakta denizin üstünde sıralanmış yüzen dairelerin balık çiftlikleri olduğunu bilirler. Karaburun Yarımadası'nda da aynı manzaradan söz etmek mümkün. Bu çiftlikler, bacasız bir ekonominin ve insanoğlu için hayvansal protein gereksiniminin en önemli kaynakları. Literatürde, deniz ekosistemlerine etkisiyle tartışmalı bir yere sahip olsalar da doğa üzerindeki av baskısının azaltılmasını sağlayan ve düşük ekonomik değere sahip denizel alanları ekonomiye kazandırmak için kullanılan sahalar olarak biliniyorlar.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'ne (FAO) ve Türkiye İstatistik Kurumu'na (TÜİK) göre su ürünleri yetiştiriciliği sektörü dünyada ve Türkiye'de hızla büyüyen tarım sektörlerinin başında geliyor. Öyle ki dünyada 1970'li yıllardan günümüze kadar %8,9'luk büyüme sergileyen sektör, hayvansal protein kaynağının başında yer alan kırmızı et üretim sektörünü (%2,8'lik büyüme gösterdi) bile geride bırakıyor. Yetiştiricilik temelli su ürünleri tüketimi 1970'li yıllarda 0,7 kilogram iken, bugün dünyada bu rakam 10 kilogram civarına ulaşıyor. Birçok kaynak, yetiştiricilikteki bu artışın en büyük nedenini denizel stokların azalması sonucu avcılığın giderek düşmesi olarak görüyor.

Türkiye, coğrafi konumu itibariyle su ürünleri potansiyeli yüksek bir ülke. Alabalık ile başlayıp çipura ve levrekle devam eden, bugünse 10 tür deniz balığını, 3 tür iç su balığını ticari olarak üreten Türkiye'deki yetiştiricilik sektörünün Avrupa'da söz sahibi olduğu söylenebilir. Kültür balıkçılığı sektörü, ABD'den Japonya'ya başta AB ülkeleri olmak üzere hemen hemen her ülkeye taze veya işlenmiş balık gönderir durumda. Ve hatta bugün Türkiye'den AB'ye sorunsuz olarak gönderilen tek hayvansal ürün balık.

Peki sağlıklı bir yaşam için gerekli omega-3 kaynağı olan balığı biz ne kadar tüketiyoruz? Bu sorunun yanıtı, FAO ve TÜİK raporlarında saklı. Dünya ortalaması 16,4 kilogram, Avrupa ortalaması 20,8 kilogram iken Türkiye'de kişi başı balık tüketimi 7 kilogram. Bu rakam Afrika'nın (8,3 kg) bile altında. Avrupa'da tüketilen her üç balıktan birinin Türkiye'den gidiyor olmasına karşın biz çok fazla balık tüketmiyoruz.

Üretim, deniz balıklarında daha çok Muğla, İzmir ve Aydın illerinde ağırlıklı olarak yapılıyor. Turizm sektörünün de bu illerde gelişmiş olması ve başta yazlıklar olmak üzere ikincil konutların da bu bölgelerde bulunması zaman zaman üretim sektörü, bölge halkı ve diğer sektörler arasında tartışmalara neden oluyor.

Bu duruma önlem olarak çeşitli bakanlıklar, sektörler arasında çatışmayı engellemek için bazı yönetmelikler çıkarıyor veya mevcut olanları günümüze uygun hale getiriyor. Günümüzde, denizlerde balık çiftliği kurmak için başta Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gibi bakanlıkların almış olduğu kararlar uygulanıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın 2007 yılında yayımladığı "Denizlerde Balık Çiftliklerinin Kurulamayacağı Hassas Alan Niteliğindeki Kapalı Koy ve Körfez Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Tebliğ", kafeslerde deniz balığı yetiştiricilik sektörünün sınırlarını kesin bir şekilde çiziyor. Bu tebliğde, "Derinlik 30 metreden fazla, kıyıdan uzaklık en az 0,6 deniz mili (1,1 kilometre) ve akıntı hızı 0,1 m/sn'den fazla olmalıdır" şeklinde çerçeve bildiriliyor. Tebliğin çizdiği bu çerçeve, çevreci bir anlayış sergileyen ve denizlerimizi kullanan 50 civarındaki sektörden biri için koruyucu, kollayıcı bir yaklaşım olarak kabul görüyor. Yasal olarak izinleri alınmış ve üretim yapan tesisleri de kapsayan bu tebliğe göre tüm deniz balığı kafes işletmeleri açık denize taşındı. Günümüzde 350 civarında deniz balığı tesisi Ege, Akdeniz ve Karadeniz kıyı şeridinde bu tebliğe uygun olarak üretim yapıyor.

Su ürünleri mühendisi ve 1998 yılından beri deniz balığı yetiştiriciliği kafeslerinde mühendis olarak çalışan Engin Arbaç, "Bizi en çok zorlayan hava koşulları oluyor," diyor ve ekliyor: "Eskiden kafeslerde kullanılan teknoloji şimdiye göre çok daha kötüydü. İnşaat tahtaları birleştirilerek yapılan 5x5 metre boyutlarındaki kafeslerde elle besleme yapılıyordu. O zaman yemin ne kadar verileceği veya balığın yemi yiyip yemediği kontrol edilemiyordu. Tabii yenmeyen yemler doğaya gidiyordu. Ayrıca kafesler kıyıya yakındı ve çiftlikler iç içeydi. Şimdiyse öyle değil. Açık denizdeyiz ve yemleme dahil birçok sistem otomasyona bağlı."

Devamını National Geographic Türkiye'nin Haziran 2014 sayısında veya iPad Haziran 2014 edisyonunda okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.