Anadolu'nun Heykel Atölyesi

Side'den Perge'ye Pamfilya kentleri, tarihle turizmin kesiştiği bir coğrafyada gün ışığına çıkmayı sürdürüyor.

Küçük çocuğa kim "Annen ne iş yapıyor?" diye sorsa, aynı yanıtı alıyordu: "Annem kırık heykel topluyor!" Çoğunlukla şaka gibi algılanan ve bir anlam verilemeyen bu yanıt tamamen gerçekti. Hüseyin'in annesi, "heykel toplamak" için yaz ayları boyunca, evinden uzakta, kavurucu güneşin altında, antik kentlerde çalışıyordu. Üstelik "heykel delisi" bu kadın, çoğunu toprağın altından çıkardığı bu heykelleri ve diğer buluntuları sergilemek için müze bile kuracaktı! İnatçıydı, müthiş bir belleği vardı ve "mermer çocukları" için her şeyi yapmaya hazırdı. Türkiye'nin ilk kadın klasik arkeoloğuydu. Adı, Jale İnan'dı.

Hüseyin İnan'ın, annesinin işi konusundaki sözlerinin duyanları gülümsetmesinden altmış yıl sonra, 2011 yılının Eylül ayında, ABD ziyaretinden dönecek olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı Türkiye'ye getirecek "Ana" uçağına alışılmadık bir yolcu bindirildi. Yolcu 1900 yaşındaydı ve yarımdı. "Tamamlanmak" üzere doğduğu topraklara geri dönüyordu. Yıllar önce Perge antik kentinden kaçırılmış, elden ele geçmiş, çalıntı bir tarihi sanat eseri olduğu halde Boston Güzel Sanatlar Müzesi'nde sergilenmeye başlanmıştı. Sonrasında sıra dışı diplomasi ve dedektif öykülerine taş çıkartacak bir süreç yaşanmıştı. Pergeli "Herakles Farnese" ya da benimsenen adıyla "Yorgun Herkül"ün belden yukarısı Ankara'dan sonra başka bir uçakla Antalya'ya indiğinde, polis arabaları eşliğinde müzeye götürüldü.

Yorgun Herkül, alt ve üst parçalarının birleştirilmesinden sonra, Antalya Müzesi'nde yapılan bir törenle Lahitler Bölümü'nde sergilenmeye başlandı. Böylece Pamfilya (Pamphylia) adı bir kez daha gündeme geldi. Törende, Perge antik kentinin son kazı başkanı Prof.Dr. Haluk Abbasoğlu, "Heykelin Antalya'ya döndüğünü Jale Hanım da görseydi çok mutlu olurdu..." diyerek, on yıl önce yeryüzünden ayrılan Prof.Dr. Jale İnan'ı anacaktı. Öyle değil mi ya, otuz beş yılını Side ve Perge'ye adayan "küçük Hüseyin'in annesi" olmasaydı... 1980'de Yorgun Herkül'ün alt kısmını Güney Hamamı'nda bulmasaydı... Bulmakla da kalmayıp 1990'da Özgen Acar'ın Boston'daki müzede görüp haberini verdiği üst bölümünün peşine düşmeseydi... Peşine düşmekle kalmayıp hazırladığı "alt" kalıpla Amerika'ya giderek ikisinin tek parça olduğunu bu gerçeği reddedenlerin yüzüne vurmasaydı, kimsenin bu antik başyapıttan haberi olmayacaktı.

Elbette, Pamfilya'nın başyapıtları yalnızca Yorgun Herkül'den, bölge de Perge'den ibaret değil. Topraklarında değerli arkeologların ter döktüğü bölge, sırtını Toroslar'a vermiş, yüzünü Akdeniz'e dönmüş. Tarihi gerçeklere dayandığı kabul edilen söylenceye göre, Troya (Troia) Savaşı'nın galiplerinin bir bölümü Pamfilya'ya kadar inmişler ve yerli halkla iç içe yaşamaya başlamışlar. Kentin bu efsanevi kurucularını, Perge'deki Helenistik dönem kent kapısının avlusuna yerleştirilmiş, ancak günümüze kadar gelememiş heykellerinin kaidelerine kazınmış adlarından tanıyoruz. Aspendos'u Argosluların, Side'yi Kymelilerin kurduğuna inanılıyor. Ama bu küçük gruplar geldikten sonra bölgede yaşayan halk yeni gelenlerin etkisinde fazla kalmamış. Kendi dillerini konuşmaya ve geleneklerine bağlı kalmaya uzun zaman devam etmişler. İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı'ndan Yrd.Doç. Aşkım Özdizbay, Pamfilya'nın önemi konusunda şunları söylüyor: "Pamfilya küçük bir bölge, ama antikçağda birbirine bu kadar yakın mesafede kurulmuş zengin ve gelişmiş kentlerin var olduğu başka bir yer yok Anadolu'da. Üstelik bu kentlerin hepsinin kendine özgü karakterleri ve kültürleri var. Coğrafyanın sunduğu sulak ve verimli topraklara, Kıbrıs'tan Ege kıyılarına, hatta Mısır'a kadar uzanan deniz ticareti de eklenince doğan sonuçlardan biri bu..."

Ege'den gelen diğer kavimlerin kurduğu kentlerle birleşen ve anlamı eski Yunanca "Tüm Kabileler Ülkesi" olan Pamfilya'nın zengin kentlerinden biri de Side'ydi. Side'nin adı, yerel dilde "nar" anlamına geliyor. Bir metafor sanki bu ad. Bölgeye yerleşmiş "tüm kabileler" bir nar kabuğunun içine toplanmış tanecikler gibiydiler ve Pamfilya sözcüğü bir kabuk gibi onları sarmalıyordu. Sillyon, Aspendos, Attaleia ve Lrybe, bölgenin diğer önemli kentleriydi. Bugün Antalya'nın Aksu ilçesinde, Toroslar'ın eteklerine kurulu bir kent olarak zamana direnen Perge de... Perge'de ilk kazılara 1946'da Prof.Dr. Arif Müfid Mansel tarafından başlandı. Hâlâ devam eden bu çalışma, Cumhuriyet döneminde Türk arkeologlar tarafından başlatılan ve sürdürülmekte olan en uzun soluklu klasik arkeoloji kazısı olarak tarihe geçti.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Haziran 2014 sayısında veya iPad Haziran 2014 edisyonunda okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.