Dubai ve Cüretkâr Hedefi

Bu kuşbakışı manzarayı izlemek için, 828 metreyle dünyanın en yüksek binası olan Burç Halife’ye turist akın ediyor. Kent planlarından bazıları daha küçük boyutlara eğilim gösteriyor. Opera binası (altta, ortada) insanları yürümeye teşvik eden ve araba kullanımına bağımlı kentte toplu taşımaya erişimi kolaylaştırmak için tasarlanan tek katlı bir semtte yer alıyor.

Emirlik başkenti on yıl önce dünyada ekolojik ayak izi en büyük kentti. 2050’ye gelindiğinde en küçük ayak izine sahip olmak istiyor. Başarabilecek mi?

Sıcaktan kavrulan Arabistan çöllerinde son otuz yılda pıtrak gibi açan beton, cam ve çelikten örtüye, nam–ı diğer Dubai’ye, daha direkt bir ifadeyle Dubai cüretine balıklama dalmak istiyorsanız eğer, işe kayak yaparak başlayabilirsiniz. Mall of the Emirates’e (Emirlikler Alışveriş Merkezi) dışarıdan bakıldığında ünlü kayak pisti giriş katına yerleştirilmiş gümüşi bir uzay gemisi gibi görünüyor. İsterseniz, Ski Dubai’nin (Dubai Kayak Merkezi) cam kapılarından içeri girmeden önce Prada, Dior ve Alexander McQueen vitrinlerine de göz atabilirsiniz. Önce Alpler’i gösteren duvar resminin önünden geçin ve ardından, parkanızın fermuarını çekin, eldivenlerinizi takın ve klimanın nelere kadir olduğuna bir bakın.

Aldığım tişörtün üzerinde bir termometre karikatürü var. “+50 dereceden –8’e düştüm,” diye yazıyor. Kayak pisti bana o kadar soğuk gelmedi ama Dubai’de hava sıcaklığının yazın 50 dereceye yaklaştığı doğru. Denize yakınlık nedeniyle nem düzeyi boğucu. Ve Dubai pek yağmur almıyor –kente yılda 100 milimetreden az yağış düşüyor. Sürekli akan ırmaklar yok. Ürün yetiştirmeye uygun toprak miktarı mı? Yok denecek kadar az.

Böylesi bir yerde ne tür bir yerleşim mantıklı olur? Yüzyıllar boyunca Dubai, küçük ve yoksul bir balıkçı köyü ve ticaret limanından ibaretti. Sonra petrol ve peşi sıra da çılgın bir gayrimenkul patlaması geldi ve onu, birbiriyle yarışan mimari harikalardan bir siluete ve dünyanın en işlek üçüncü havaalanına sahip bir kente dönüştürdü. Kopenhag’dan gelip kente yerleşen ünlü mimar Janus Rostock, “Sürdürülebilirlik açısından baksaydınız, olasılıkla burada bu tür bir şeye kalkışmazdınız,” diyor. Oysa Dubai yönetimi şimdilerde, hedefinin tam da sürdürülebilir bir kent yaratmak olduğunu söylüyor.


Bir klima başarısı niteliğindeki Dubai Kayak Merkezi, halkın yurtdışındaki kayak merkezlerine gitmeden önce, beş pistinden birinde bu sporu öğrendiği, Ortadoğu’nun ilk kapalı kayak parkı. 25 milyon ziyaretçi çekmesi beklenen altı aylık Expo 2020 fuarıyla tetiklenen inşaat furyası kapsamında, rekor büyüklükte yeni bir pist inşa ediliyor.

Sürdürülebilirlik mi? Dubai’de mi? Ancak develer kanatlandığında diyebilirsiniz. Ucuz enerjinin çevre duyarsızlığıyla bir araya geldiği patlama yılları, kenti savurganlık simgesine dönüştürdü. Kapalı mekânda kayak sadece bir sembol: Dubai, cam kulelerin klimayla soğutulması için çok daha fazla fosil yakıt kullanıyor. Bu binalarda muslukların sürekli akmasını sağlamak için, her gün yüzlerce olimpik havuzu dolduracak miktarda deniz suyu kaynatılıyor. Ve lüks otellerle villalara daha çok deniz kıyısı yaratmak amacıyla, mercan kayalıkları dev boyutlu yapay adaların altına gömülüyor.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) 2006’da, temel olarak karbon salımı nedeniyle, Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) kişi başına en büyük ekolojik ayak izine sahip ülke ilan etti. Bu tanım, ülkenin yedi emirliği içinde en büyük tüketici olan Dubai’ye kesinlikle uyuyor. Son on yılda kent nüfusu ikiye katlanarak 2,8 milyona ulaştı. Ama 2006’dan sonra başka bir şey daha oldu: Dubai değişmeye başladı.

Şimdilerde Şeyh Zayid Caddesi boyunca gidip gelen sürücüsüz yeni metro trenleri, 12 şeritlik yolu tıkayan arabaların aldığı kadar insanı –üstelik daha da süratli bir şekilde– taşıyor. Sürdürülebilir Kent olarak adlandırılan yeni bir toplu konut mahallesi, suyu ve çöpü dönüştürerek harcadığından daha çok enerji üretiyor. Çölün ortasında, pek yakında dünyanın en ucuz ve en temiz elektriğinin bir bölümünü üretecek dev bir güneş enerjisi santrali kuruluyor. WWF’nin yerel ortağı, BAE Yaban Hayatı Derneği’nin iklim ve enerji yöneticisi Tenzit Elam, “Yönetim, salım konusunda önlem alınmadığı sürece ekonomik büyümenin sürdürülebilir olamayacağının farkına vardı,” diyor.

Luca Locatelli

Bu kuşbakışı manzarayı izlemek için, 828 metreyle dünyanın en yüksek binası

Luca Locatelli

Dubai üstünlüklerini ön plana çıkarıyor. Yeşil Gezegen’i gezmeye gidenler 3

Luca Locatelli

Sürdürülebilir Kent’in (ortada) dar sokaklarında 500 villa birbirine gölge

Luca Locatelli

Burç el–Arap oteli yakınlarındaki Cumeyra Plajı’nda, enerjisini güneşten al

Luca Locatelli

Dubai’nin onu aşkın golf sahası, kenti ziyaret eden yıllık 15 milyon turist

Dubai’de “yönetim” deyince, emirliği babasından devralan 68 yaşındaki Ekselansları Şeyh Muhammed bin Raşid El Maktum, bir başka ifadeyle “Hükümdar” anlaşılıyor. Şeyh Muhammed 2006’da başa geçti ve 2050’ye gelindiğinde kentte kullanılan enerjinin yüzde 75’inin temiz enerji olacağı fermanını verdi. Dubai’nin dünyanın en küçük karbon ayak izine sahip kenti olmasını istiyor. Son ziyaretimde tanıştığım Rostock ve Elam dahil birçok kişi kentin bunu başarabileceğine yürekten inanıyor. Ve burada başarılı olunması hâlinde, her yerde başarılabileceğini söylüyorlar.

Şeyh Muhammed, suyun köy kuyusundan çekilerek eşek arabasıyla taşındığı, gaz lambasıyla aydınlatılan bir evde büyüdü. Ev, emir büyükbabasına aitti ve hâlâ, kentin varlığını borçlu olduğu doğal liman niteliğindeki Dubai Deresi’nin ağzına yakın bir mevkide yerli yerinde duruyor. Şeyh Muhammed’in babası Şeyh Raşid bin Said El Maktum da aynı evde büyümüş ve gençlik döneminde Dubai’de halkın açlıktan öldüğü yıllara tanık olmuş. (El Maktum ailesi Dubai’yi 1833’ten beri yönetiyor.) Büyük Buhran ve kültür incisi üretiminin keşfinin, kasabanın temel iş kaynağı inci avcılığı pazarını öldürdüğü bir dönem bu.

1958’de yönetimi devralmasının ardından, özellikle de 1960’ların sonunda petrol bulunması paralelinde, Dubai’yi modernleştirmeye başlayan kişi Şeyh Raşid oldu. Evlere elektrik ve musluk suyu, yollara asfalt getirdi. Pek çok okul, bir havaalanı ve 1979’da o zamanlar Ortadoğu’nun en yüksek binası olan 39 katlı Dünya Ticaret Merkezi’ni (günümüzde Şeyh Raşid Kulesi) inşa ettirdi. Dubai’deki danışmanlık şirketi Arup’da çalışan İngiliz mühendis ve kent planlamacısı Neil Walmsley, “Kule kentin kıyısında, kuş uçmaz kervan geçmez bir noktaya dikildi,” diyor. “Kent oraya doğru büyüyerek yanıt verdi.” Ve sonra daha da ilerilere yayıldı.

İnci işi sonsuza kadar sürmemişti, Şeyh Raşid petrolün de sürmeyeceğini biliyordu. Dubai, BAE’deki petrol kaynaklarının sadece küçük bir hissesine sahip, aslan payını Abu Dabi alıyor. 1979’da dünya ticaretinin merkezinde olmayan Dubai’de, Ticaret Merkezi’ni inşa eden Şeyh Raşid kenti o hedefe yönlendirdi. Aynı yıl, kısa adıyla Dere’den 40 kilometre uzaklıktaki Cebel Ali’de ikinci ve daha büyük bir limanın açılışını yaptı.

Oğlu Muhammed, iki liman arasındaki boş alanı doldurarak Dubai’yi sadece ticaret ve finans merkezi değil, hiç umulmadık şekilde bir turizm ve gayrimenkul merkezi hâline de getirdi.

Kent sahil boyunca patlama yaptı. İnanılmaz miktarlarda kum kullanılarak yapılan suni yarımadalarla Basra Körfezi’ne ve Arabistan çölüne doğru gelişti. El Ayn’daki BAE Üniversitesi’nde 20 yıldır eğitim veren Mısır–Amerika asıllı mimar Yaser Elsheshtawy, “Dubai’nin nasıl büyüdüğüne baktığınızda, çölün içine doğru inşaat yapmanın bir tutku olduğunu görüyorsunuz,” diyor. “Petrol ucuzdu. Herkesin arabası vardı. Neden olmasındı?”

Şeyh Muhammed’in de babası gibi bir arzusu var ama bu daha da büyük: Dubai’nin dünyaya üstün gelmesini –Arapların Ortaçağ’da olduğu gibi yeniden öncü olabileceğini– dünyaya göstermek istiyor. Taktiği dünyayı Dubai’ye çekmek üzerine kurulu. 2,8 milyonluk nüfusun yaklaşık yüzde 90’ını, çok da uzak olmayan bir geçmişte birkaç bin Arap’ın hayatta kalma mücadelesi verdiği ülkeye dışarıdan gelip yerleşenler oluşturuyor. Dubai’nin genç ve olağanüstü çeşitli nüfusu –birçok yabancının bana gururla ifade ettiği gibi, çocukları onlarca milliyetten öğrencinin olduğu okullarda okuyor– en büyük kaynak. Ama tüm bu insanların çölün ortasında yaşamasını sağlamak gerekiyor.

Bugün Dubai’de bol elektrik ve su var. Hemen hepsi, Cebel Ali’deki 4 kilometre uzunluğunda tek bir endüstriyel istasyondan karşılanıyor. Buradaki şekerleme rengi çizgili bacalar ve buharlaştırma tanklarında Dubai Elektrik ve Su İdaresi (DEWA), doğalgaz yakarak 10 gigavat elektrik üretiyor. Atık ısı, günde iki milyar litreyi aşkın deniz suyunun tuzdan arındırılmasında kullanılıyor. Doğalgaz, BAE’nin Haziran ayında diplomatik ilişkisini kestiği Katar’dan boru hattıyla ve Amerika Birleşik Devletleri gibi uzak ülkelerden tankerle geliyor.

Petrol zengini olduğunu düşündüğümüz küçük emirlik Dubai, ithal fosil yakıta gereksinim duyuyor. Bir DEWA yetkilisi, bu duyguyu bana daha iyi göstermek için, elleriyle kendi boğazını sıkar gibi yapıyor. Ama bu boğucu duygunun olumlu bir yanı da var: İçinde bulunduğu durumdan kurtulması için insanı motive edebiliyor.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Ekim 2017 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.

Luca Locatelli

Dubai üstünlüklerini ön plana çıkarıyor. Yeşil Gezegen’i gezmeye gidenler 3 bin tropikal bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapan yağmur ormanı ortamındaki 25 metrelik suni ağacın etrafında –dünyada türünün en büyük örneği olduğu öne sürülüyor– dolaşıyor. Biyokubbe, enerjinin verimli kullanımında yüksek standartlara ulaşan kentin sayıları giderek artan “yeşil binalarından” biri.

Luca Locatelli

Sürdürülebilir Kent’in (ortada) dar sokaklarında 500 villa birbirine gölge oluşturarak klima gereksinimini azaltıyor. Bu özelliğiyle civardaki geniş caddeler, büyük arsalar ve evlerle tezat oluşturuyor. Her evde güneş panelleri var; “net sıfır enerji” mahallesi kendi elektriğini üretiyor ve 11 adet kubbeli serada kendi ürününü yetiştiriyor.

Luca Locatelli

Burç el–Arap oteli yakınlarındaki Cumeyra Plajı’nda, enerjisini güneşten alan 6 metre yüksekliğindeki “Akıllı Palmiye” sadece gölge sağlamakla kalmıyor, Wi–Fi erişimi, ceptelefonu şarj olanağı, sokak lambası, ilan tahtası, güvenlik kamerası, acil yardım düğmesi gibi başka hizmetler de sunuyor. Kent park ve plajlarına yüzlercesi yerleştirilecek.

Luca Locatelli

Dubai’nin onu aşkın golf sahası, kenti ziyaret eden yıllık 15 milyon turistin çoğunu çekiyor ve değerli su kaynaklarına bel bağlıyor. Başlama vuruşunun bir adada yapıldığı Dubai Deresi Golf ve Yatçılık Kulübü, çim sahaları ve antrenman alanlarını yeşil tutmak için gerekli sulamayı 2010’dan beri arıtılmış atık suyla yapıyor.

Luca Locatelli

1959’da kenti modernleştiren hükümdar tarafından öngörülen planın hayata geçirilmesiyle 2016’da açılan 3 kilometrelik Dubai Kanalı, Basra Körfezi ile kentin doğal limanını birbirine bağlıyor. Proje, mağaza, konut, park ve yürüyüş alanları, marina ve vapur servisi için sahilde ayrılan değerli gayrimenkulün artmasına yol açtı.