Ters Akıntı

Güney Afrika bereketli sularında hem balıklara, hem de balıkçılara yer var mı?

Cape Town'un batı kıyısında, Dungeons adı verilen ve dev dalgalara ev sahipliği yapan sörf alanının yakınlarında alçak ve düz bir ada var. Foklar burayı kendilerine mesken tutmuş; uyukluyor, bağrışıyor, yavrularına bakıyor ve arada bir de kendilerini suya atıyorlar. Şnorkelle dalış yapanlar da resifler ve kelp ormanlarının etrafında dolanıp eğlenen foklara katılabiliyor. Tüylerinin arasına sıkışan hava kabarcıkları güneşte parıldıyan foklar, takla atıp hız yaptıklarında arkalarında şampanya köpüğü gibi bir iz bırakıyorlar.

Ada, Karbonkelberg Yasak Bölgesi içinde yer alıyor. “Av yasağı”nın hüküm sürdüğü bu bölge, Cape Town kıyılarının büyük bölümünü içine alan çok daha büyük bir koruma alanına dahil. Karbonkelberg öyle bir yer ki, gözlerini dikmiş size bakan sakallı fokların yüzlerinden büyülenip, okyanuslar dünyasında her şeyin yolunda gittiği duygusuna kapılmanız çok olası.

Bu ilk izlenim, benim yaptığım gibi, başınızı kaldırıp yamaçtaki patikada sırtlarında ağır çuvallarla tek sıra halinde zar zor ilerleyen adamları görünceye dek sürüyor. Jimnastikçi foklardan ayrılıp küçük koya doğru yüzüyor ve atılmış denizkulağı kabuklarının halı gibi kapladığı sahile ayak basıyorum. Kabuklar arasında dolaşan bir aynak, denizkulağı kalıntılarını gagalıyor. Birkaç dakika önce kabuklu mezbahası olarak kullanılmış olan düz bir kayanın üzerine çıkıyorum. Birkaç adam burada hayvanların etini kabuğundan elleriyle çıkarıp çuvallara doldurmuş.

Koyun yukarısında zikzaklar çizen patika göz kamaştırıcı yaban çiçeklerinin arasından geçip bir sırt boyunca ilerleyerek Hangberg yerleşimine gidiyor. “Kaçak avcı otoyolu” denilen bu yolda, her yıl yüzlerce ton yasadışı denizkulağı –Afrikaner dilinde perlemoen– taşınıyor. Denizkulağı, aracılardan ve işleyicilerden oluşan bir tedarik zincirine girerek, özel bir lezzet ve afrodizyak olarak kabul edildiği Hong Kong’a ve Asya’nın diğer bölgelerine gönderiliyor. Güney Afrika’da denizkulağı başarısızlık ile eşanlamlı. Güvenlik güçlerinin, balıkçılık yönetiminin ve denizlerin sürdürülebilir kullanımına temel oluşturan toplumsal uzlaşmanın başarısızlığı bu. Denizkulağı yatakları tükeniyor ve kaçak avcılar, yok olan bir zenginliğin son demlerinden kâr sağlayan akbabalar olarak herkes tarafından yeriliyor.

Aslında denizkulağı, denizlerle ilgili daha büyük bir trajedinin parçası. Güney Afrika’da ticaret ve hobi amacıyla yakalanan kıyı balıklarının (genelde oltayla avlandıkları için olta balığı da deniyor) üçte biri tükenmiş durumda. Hükümet, 2000 yılında acil durum ilan ederek ticari balık avlama lisanslarının sayısını büyük oranda düşürmüş. Buna rağmen balık sayısı tehlikeli derecede az; ölüme mahkûm balıklar yavaş yavaş darağacına doğru gidiyor. Geleneksel önemdeki 40 olta balığı türünün ticari amaçlı avlanması yasaklanmış durumda. Hatta 30 santimetrelik bir midye yiyici olan ulusal balık galjoene de yasak getirilmiş. Balıkçılık tutkunu balıksever Güney Afrika’da av miktarının azalması ve türlerin yok olmasından duyulan üzüntü çok büyük. Ama ortada bir balık krizi olduğu kadar, balıkçılık krizi de var. Güney Afrika’da geçimini balıkçılıktan sağlayan toplulukların yarısı gıda güvenliğinden yoksun olarak tanımlanıyor. Çünkü geçim kaynaklarının temel unsuru tehlikede. Oysa Nelson Mandela’nın, demokrasiye yeni adım atan Güney Afrika’nın devlet başkanı seçildiği 1994 yılında, Afrika Ulusal Kongresi balığı sosyal eşitlik aracı ve kalkınmaya yardımcı bir öge olarak görüyordu. Ve “gökkuşağı ulusu”, deniz kaynaklarını herkesin eşit pay alacağı bir altın küpü olarak erişime açmıştı.

Başlangıçta toplumsal dönüşüm olasılığı oldukça güçlü gibiydi. “Tarihsel olarak dezavantajlı” binlerce kişi balık avlama hakkı kazandı. (Dezavantajlı, Güney Afrika’da ağırlıklı olarak Avrupa–Afrika soyundan gelenler için kullanılan bir terim; temel olarak siyahları ve farklı etnik kökenlerden gelen melezleri kapsıyor.) 2004’e gelindiğinde ticari av kotasının yüzde 60’ından fazlası bu insanların eline geçmişti. On yıl öncesinde ise bu oran yüzde 1’in altındaydı.

Olta balığı krizinin de ortaya koyduğu gibi, hükümet açık büfeye yemeklerin yetmeyeceği kadar çok konuk davet etmişti. Daha da kötüsü, tüm bir balıkçı sınıfı konuk listesinin dışında bırakılmıştı. Yeni balıkçılık politikası ticari olarak avlananlar, hobi için balık tutanlar ve geçim kaynakları balıkçılıktan ibaret olanlara uygulanıyordu. Ve bu son gruptakiler tuttukları balıkları satmıyor, sadece tüketiyorlardı. Bu arada küçük ölçekli ya da zanaatkârlar olarak ifadelendirebileceğimiz balıkçılarsa yasa kapsamı dışında bırakılmıştı. Bu insanlar ne tam geçimlik ne de tam ticari balıkçılık yapanlardı. Daha da önemlisi kendilerini bireysel hareket eden insanlar olarak değil, balıkçı cemaatinin üyesi olarak görüyorlardı. Toplu hak ve kaynaklara ortak erişim arayışına girdiklerinde karşılarına şahsi mülkiyete dayanan kota sistemi çıkmıştı.

Küçük ölçekli bu balıkçılar açısından, bölüşüm işleminin dışında tutulmak rahatsız edici derecede apartheidi anımsatan bir durumdu. Devre dışı kalmalarında bir başka etken daha vardı: Aslında, kusursuz bir dünyada onlara çok faydalı olabilecek deniz koruma alanları (DKA)... Bunlar insan etkisine karşı kısmi ya da bütün olarak koruma altına alınmış deniz yataklarıydı.

Deniz koruma alanları bir anlamda çöldeki vahalar gibi. Mavi sığınaklarda çoğalan deniz canlıları komşu bölgelere yayılıyor, avlanacak balık miktarı artıyor ve insanların geçimlerini sağlamalarına yardımcı oluyor. DKA’lar deniz yaşamını korumak ve balıkçılık alanlarını yönetmek açısından elzem görülüyor. Denize kıyısı olan hemen hemen bütün ülkeler, 2020’ye kadar dünyadaki okyanusların yüzde 10’unu korumayı amaçlayan bir Birleşmiş Milletler anlaşmasına imza attılar. Ancak küçük ölçekli pek çok balıkçı topluluğu açısından DKA’lar, eşitsizliğin açtığı yaraya tuz basıyor. Özellikle de, av yasağı bölgesinin yerleşimlerin çok yakınında olduğu örneklerde. Kilometrelerce uzunluktaki erişilebilir tüm sahili içine alan Karbonkelberg sığınağı yakınlarındaki Hangberg’de olduğu gibi..

Devamını National Geographic Türkiye'nin Aralık sayısında veya iPad Aralık 2014 edisyonunda bulabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.